ARTHUR MİLLER
ABD’li oyun yazarı. Bir dükkan sahibinin oğlu olan Miller, Michigan Üniversitesi’ne girdi (1934), 1938’de öğrenimini bitirdikten sonra Federal Theatre Project’e katıldı, radyo metinleri yazdı; 1956’da Amerikan- Olmayan Etkinler Kurulu tarafından sorguya çekilerek, 1940’larda komünistlerle ilişkileri araştırıldı, komünistlik savlarını geri çevirdi, serbest yazarlığa devam etti. ABD’de psikolojik gerçekliğin başlıca temsilcisi olan Miller, 1930-40 yıllarının karşı çıkış ve eleştirisini oyunlarında yansıtmıştır. Amerikan toplumu ve tiyatrosuna sorumluluk anlayışını aşılamaya çalışmış olan Miller’e yine kendi sözleri tanıklık eder: “Ben düşüncelerle alışverişi olmayan, ne yaptığını bilmeyen, bilmek de istemeyen bir toplumda yazıyorum.” Miller bu temel konumsal düşünceleri doğrultusunda, Amerikan toplumunun siyasal ve toplumsal bilinçten yoksun kamuoyunu, yabancılaşmış Amerikan insanının çelişmelerini açığa koymaya yönelerek, yaşadığı toplumda herkesin toplumsal sorumluk duyması ve onun gereğince hareket etmek zorunda olduğunu, yoksa suçlu olacağını, nitekim suçlu olduğu için de kendi gerçeklerini ahlaki açıdan ortaya koymaya korktuğunu belirtmeye çalışmıştır. Kişinin kendi içinde yaşadığı yanlışlığı ilk önce kendi kendisiyle hesaplaşarak aşabileceğini, bu süresince o kişinin kendi tragedyası anlamına geleceğini öne sürmüştür. Miller’e göre, tragedya, insanın doğru yaşama mücadelesidir; bu uğurda kişisel onurunu korumak için her şeyi gözden çıkarabilme gücüdür; kendi insanlığını yeniden elde etme yolunda gösterdiği sarsılmaz istemidir, Miller, tragedyanın olanak ile olanaksızlık arasında bir denge kurma olduğunu, insanın yetkinleşme anlayışına temellik ettiğini ve insanın tragedyasına mutlaka bir çıkış yolu olduğunu öne sürerek, çağdaş tragedyayı iyimser ve zorunlu bir ahlakçı görüşle değerlendirirken, tragedyayı, (Amerikan orta sınıf insanının tragedyasını) gerçeklik temeline de oturtur. Miller kişinin bütünlüğünde toplanan çatışmaları ve kişinin çözüntüye uğrayışının nedenlerini toplumsal düzensizliğin ve bozukluğun bir yansıması olarak ele alışla, tragedya ile bireysel psikoloji arasındaki bağıntıyı da kurar, gerçekçi tragedyaya toplumsal psikolojik boyutlarını kazandırır. Miller’in oyunları şöyle gösterilebilir: Toplumda mutluluğu tartışan ve Broadway’de oynanan ilk oyunu olan Her Türlü Talihli Adam, toplumsal suç ve bireysel sorumluluğu konu alan Bütün Oğullarım, ortasınıf Amerikan toplumunun insana zorladığı yanlış değerlerin yol açtığı tragedyayı veren Satıcının Ölümü (1949), McCarthciliğin komünizm avcılığının bir siyasal alegorisi olan Cadı Kazanı (1953), kişisel dürüstlük ve onur sorununun trajik uzantılarını veren Köprüden Görünüş (1955), işçilerin çıkış yolu olmayan kasvetli yaşamlarını ele alan tek perdelik bir oyun olan İki Pazartesi Anısı , bir bilinç akışı oyunu olan Düşüşten Sonra (1964) , 1942 Fransa’sının siyasal ve ırk ayrımcılığı ortamında kişisel suç sorununu ele alan Vichy Olayı(1964), özveri ve sorumluluk sorunun örneklendiren Bedel(1968) , Tevrat’a dayanan bir komedya olan Dünyanın Yaratılışı ve Öbür İş, Demir Perde ortamında geçen Piskaposun Tavanı (1977), bunalımlı 1930 yıllarına ilişkin öyküsel bir oyun olan Amerikan Saati