Çetin Altan’ın Oyun Yazma Tekniği ve Çemberler Üzerine
Çetin Altan oyunlarında büyük şehirde yaşayan burjuva sınıfının çağına ayak uyduramamaktan ve toplumuna yabancılaşmaktan gelen bunalımı işler. Konularını hep orta sınıfın yaşamından,bu sınıfın kendi içindeki sınıf atlama özlemlerinden,doyumsuzluklarından almıştır.Kendisi de bir burjuva çocuğu olan Çetin Altan’ın oyunlarının konusunu burjuva sınıfının sorunlarından seçmesi doğaldır.Toplumun çok iyi bildiği yakandan tanıdığı bir kesimini yansıtmaktadır, yazar. Kendisi de toplumun aynı kesiminde yetişmiş, o kesimi yanlışları, çaresizlikleri, bunalımları ile tanımıştır. Bir bakıma bu düzende ezilen,çaresizlik içinde kıvranan küçük burjuvanın yaşamını yansıtıyor denebilir. Oyunlarında toplumun değer yargılarına, değişmekte olan ya da etkisini sürdüren geleneklere, yapma gösterişçi,bencil insanların çevrelerine karşı yıkıcı davranışlarına eleştiri getirir.Düzenin bozuk yanlarını sergileyerek, toplumdaki çelişkileri ortaya koyar. Çağına ayak uydurmaya çalıştığı için geleneklere karşı çıkan, ama bir türlü de eski geleneklerden tamamen kopmayı başaramayan insanların çelişkilerini yansıtır.
Toplumsal sorunlara eleştirel bir açıdan bakar. Bireylerin bunalımını ekonomik nedenlere dayandırır ve aynı düzen içinde ekonomik durumunu düzelten bireylerin bunalımdan kurtulamayacağını, aksine sorunların artarak, yeni durumuna uyamayanları yıkacağını gösterir.
Çetin Atlan, konularını günlük yaşamdan alır ve gerçeğe uygun olarak işler. Bizim toplumumuzun sorunlarıdır bu sorunlar. Batı’yı tanımadan yüzeysel görünüşüyle örnek alan bir toplumda değer yargılarının karmakarışık oluşunu,yerine yenileri konulmadan önemini yitiren değerlerin yarattığı boşluğu, bencil, yüzeysel, yapmacıklı insanların sorumsuzluğunu sahneye getirir.
Çemberler 1957 yılında yazılmış, aynı yılın ekim ayında Ankara’da Devlet Tiyatroları’na bağlı Küçük Tiyatro’da sahneye konmuştur. Üç perde, altı tablodan oluşan oyun, Çetin Altan’ın sahneye konan ilk oyunudur. Bu oyunda yaşam anlayışları ve beklentileri farklı olan insanların bir arada bulunmalarının yarattığı karmaşıklığı görürüz. Oyun değişik değer yargılarına bağlı aile bireylerinin bunalımını yansıtır.Gelenekler eski değerini yitirmekte,yeni değerler ise özüyle anlaşılmadığı için kişileri yozlaştırmaktadır. Çemberler değişik ortamlarda benzer kişileri dört oyuncuyla gösterir.Kişiliksiz,toplum içinde ekonomik durumun yetersizliğiyle çaresiz, karısı tarafından horlanan ve ezilen, düzende olduğu kadar ailesi içinde de sömürülen,bütün bunların sonunda kompleksli bir insan olan erkek,aynı durumdaki tüm orta sınıf erkeklerini simgeler.Aynı sınıfın kadınları oyunda bencil, sorumsuz, gösterişe ve zenginliğe meraklı, eşini sömüren tiplerdir.Fırsatlardan yararlanmak isteyen tembel genç kız,bu sınıfın koşulları içersinde sorumsuzlaşmıştır.Gene aynı koşulların sonunda genç erkeğin kişiliği gelişmemiş,bir işe yaramayan,beceriksiz bir insan olmuştur.
Çemberler ‘de yazar; çağımızdaki iç daralımını, tedirginliği dört kişilik bir ailede örnekliyor.Bu bunalımda kendisini yurt dışına atan oğul,aradığını oralarda da bulamamanın mutsuzluğu ile yeniden baba ocağına döndüğünde;babası ölmüş,kızkardeşi evlenmiş, annesi yaşlanmıştır.Delikanlı, çocuğunun doğumunda “Dünyaya bir mahkum daha indi” derken perde iner.
“Yazar Çemberler (1957) adlı oyununda uyumsuzluğu farklı değerlerin ya da kuşakların bir arada bulunmasının yarattığı sıkıntılara bağlamakla birlikte, asıl sorunun kurumun kendi işleyişinden kaynaklandığını vurgular. Aile içi ilişkiler, bireysel özlemlerin gerçekleşmesini engelleyen, insanı sınırlayan ve koşullandıran bir özellik gösterir. Bu sınırlama kimi zaman kalıplaşmış değer yargılarından, kimi zaman da ekonomik koşullardan kaynaklanır. Kişisel özgürlüğe ve doyuma ulaşmanın yolu, katı kurallardan oluşan aile çemberini kırmaktır. Çemberler’deki aile üyeleri de kendi değer yargılarıyla uyuşmayan aile dışında bir doyum ve mutluluk ararlar. Baba yitirdiği otoritesini umutsuz bir biçimde yeniden kurmaya çalışırsa da başarılı olamaz. Modern bir yaşam sürmek isteyen anne,yeni konken arkadaşları bularak bu özlemlerini gerçekleştirebileceğine inanır. Bunun bir kurtuluş olmadığını anladığında ise artık yaşlanmış ve köşesine çekilmiştir. Genç kızın tek umudu evlenip kendi yuvasında rahat ve sorumsuz bir yaşam sürebilmektir. Oysa bu evlilik, ona yaşamının sonuna kadar sürecek bir mutsuzluktan başka bir şey getirmemiştir.Yurt dışında kuracağı bir işle kendisini kuşatan aile çemberinden kurtulacağına inanan erkek çocuk ise,sonunda tıpkı babası gibi mutsuz bir aile reisine dönüşür.