ÇOK KÜLTÜRLÜ GRIPS TİYATROSU ANLAYIŞI’NDAN YOLA ÇIKARAK TÜRKİYE’DE ÇOCUK TİYATROSU’NDA GERÇEKÇİLİK EĞİLİMİ
Türkiye’de “Çocuk Tiyatrosu” kavramı ilk kez Meşrutiyet döneminde ele alınmıştır. Bu dönem mektep temsilleri adıyla oyunlar yazılmaya ve çevrilmeye başlanmıştır. Hatta o dönemin Milli Eğitim Bakanlığı tiyatroyu, eğitici ve öğretici özelliği nedeniyle ders olarak programa almıştır. Tiyatro bu dönemde çocuk eğitiminde önemli bir faktör olarak görülse de daha sonra 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle bu düşünceler uygulanması imkânsız hale gelmiştir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Çocuk Tiyatrosu ilk 1935 yılında gündeme gelmiştir. Muhsin Ertuğrul, çocuk tiyatrosu hakkında bir yazı yazmış ve Rusya’da bizzat incelediği çocuk tiyatrolarını anlatmıştır. İlk çocuk oyunu da M. Kemal Küçük’ün yazdığı Çocuklara İlk Tiyatro Dersi’dir. Bu oyun çocuklara tiyatro adabını öğreten bir eğitici oyun olarak kaleme alınmıştır. Bundan sonra Şehir Tiyatrosu düzenli olarak çocuk oyunları sergilemeye devam etmiştir. Fakat metin sıkıntısı çekmiş bu nedenle çeviri metinlere bir yöneliş olmuştur.
Daha sonra pek çok metin yazılsa da bu metinlerin hepsinin çocukları eğitmesi , öğretici olması dikkate alındığından yazın anlamında çok başarılı olmayan, sıkıcı ve otoriter bir yaklaşım söz konusu olmuştur.
Batıda ise çocuk, ortaçağdan itibaren eğitilmesi, öğretilmesi gereken bir varlık olarak yerini almıştır. Aydınlanma ile birlikte bu düşünce gelişmiştir. Bir dönem ise çocuk ve gençlerin yetişkinler için oynadığı toplulukların olduğu da bilinmektedir. Fakat aydınlanma dönemi daha çok burjuva ahlak anlayışının öğretilmesi ve bu terbiye ile yetiştirilmiş çocukların eğitilmesi yönünde bir çocuk tiyatrosu anlayışı geliştirmiştir. Böylece 18. yüzyılda çocuk tiyatrosu geleceğin yetişkinini yetiştirme, eğitme bağlamında kullanılmıştır. Daha sonra çocuk oyunları, noel masallarından uyarlanan sonunda ahlaki mesajlar veren, yer yer komik ögelerin yer aldığı fakat hala edebi olarak bir zenginlik taşımayan metinlere dönüşmüştür. Tüm ülkeler gibi Almanya’da da çocuk tiyatrosu o dönemin koşullarına uygun olarak değişiklik göstermiştir. Komünist ve Sosyal Demokrat yaklaşım, çocuk ve gençlik tiyatrolarına sıçramış, çocuklar propaganda aracı haline getirilmiştir. Tüm oyunlarda bir ayaklanma, karşı çıkma yaklaşımı sergilenmiştir. Fakat Nasyonel Sosyalistlerin egemenliğiyle tekrar masallara ve klasiklere dönüş dönemi yaşanmıştır. Kısacası çocuklar bir ideolojinin yayılması, benimsetilmesi gereken varlıklar olarak görülmenin ötesine gitmemiştir.
Bu yaklaşımı cumhuriyetin ilanıyla Türkiye’de de görmek mümkündür. Özellikle halkevlerinde temsil kollarının yaptığı çalışmalar Atatürk devrimlerini kabul ettirmek, yaymak ve benimsetmek amaçlıdır. Ayrıca eski - yeni karşıtlığı yaratılarak yazılan oyunlarla yeni düzeni kabullendirme, bu yönde eğitme söz konusu olmuştur. Fakat tüm bu çabalar çocuk tiyatrosuna büyüklerin dünyasından, onların düşünce biçimiyle yapılan bir dayatmanın ötesine gidememiştir.
Gelişen teknoloji, değişen koşullar göstermiştir ki çocuk tiyatrosu çocuk için yapılan bir tiyatro anlayışına dayanmalıdır. Büyüklerin çocuklarını eğiteceği bir okul olma görevinden uzaklaşmalıdır tiyatro. Çocuklara estetik ve pedagojik yaklaşılmalıdır. Onlara didaktik pek çok mesaj sıralayan bir öğretim aracı değil, çocukları eğlendirirken düşünmeye sevk eden bir anlayışa sahip olan ve onları aptal konumundan çıkarıp bir birey olarak gösteren ve kabul eden bir tiyatro olmalıdır çocuk tiyatrosu.
Almanya’da, çocuğun gerçek yaşama hazırlanması ve çocuğun sorunlarının, hayatının zorluklarının ele alınması gerektiğini düşünen Grips Tiyatrosu, 1969’dan itibaren bu anlayışını sürdürmektedir. Kendi oyun metinlerini kendi oluşturan tiyatro, dramaturgları ile birlikte hazırladıkları oyunlarını önce çocuk seyircileri ile buluşturuyor sonra onlarla tartışıyorlar. Sonrasında oyunun eksik veya yanlış buldukları yanlarını tekrar kaleme alarak oyuna son şeklini veriyorlar. Oyunlarında fantastik ögeleri kullanmaktan sakınan Grips tiyatrosunun amacı ; çocuğun yaşadığı topluma ve o toplumdaki zorluklara bir çocuk gözüyle bakabilmek.
Grips Tiyatrosu’nun gerçekçilik yaklaşımı çocuğa sundukları oyunda mantık dışında gerçekleşecek hiçbir olaya yer vermemektir. Seçtiği konular gündelik yaşam konularıdır. Bu konuları aktarırken, çocuğu eğitilmesi, öğretilmesi gereken bir varlık olmak yerine, bazı gerçeklerin farkında olan, bulunduğu koşulları irdeleyen bir birey olarak görür. Çocuklara otoriter bir yaklaşım sergilemez. Onları aptal yerine koyup gereksiz tekrarlara, sesler inceltilerek yapılan saçma konuşmalara yer vermez. Hayata baktığı yer çocuğun penceresidir. Çocuğun gözünden ebeveynleri sorgular. Eğitimcileri sorgular. Grips Tiyatrosu yönetmeni ve yazarı olan Volker Ludwig bir yazısında bunu şöyle açıklar:
“…Masallar varolmayan bir dünyada geçerler, prensler, periler, cadılar ve sihirbazlar, kimsenin karşılaşmadığı tiplerdir. Çocuklar neden hep gerçekle örtüşmeyen şeylerle karşı karşıya bırakılır? Biz öyle düşünmedik. Böylece bu kitabın içinde yer alan oyunları yazmaya başladık. Bugün yaşanan öyküler, sizlerle aynı şeyleri yaşayan çocuklar ve büyük ölçüde pislik yapan yetişkinler var bu öykülerde. Çünkü yalnızca iyi olanlar ya da yalnızca kötü olanlar masallarda bulunurlar yalnızca…”
Grips’in bu yaklaşımı tüm oyunlarında tüm açıklığıyla gözlenmektedir. Almanya’daki çok kültürlü yapıyı ve bunun sorunlarını, göçmen sorununu, Almanya okullarında uygulanan şiddeti, Almanya’daki ebeveynlerin baskıcı yaklaşımını, çok kültürlü yapının toplumdaki uyumsuzluğunu anlatır. Bunu anlatırken de tüm gerçeklere Almanya’nın gözünden o toplum değerleri ve gerçekleri üzerinden yaklaşır. Bu nedenle aynı oyunu Türkiye’de sahnelemek kolay değildir. Çünkü aynı sorunlara sahip bir toplum olmadığımız gibi, yaklaşımlar ülkeden ülkeye değişmektedir. Grips’in birçok oyununda rastlanan bu evrensel olamama sorunu aslında gerçekçi yaklaşımın doğurduğu bir sorundur. Eğer çocuklara gerçekçi anlayışla bir oyun yapıyorsak elbette bu sorun onların yakın çevresini ilgilendiren açıdan ele alınmalıdır. Aksi takdirde evrensel yaklaşım çocukların algısı açısından zorlayıcı olabileceği gibi sıkıcı da olabilir. Her ne kadar gerçekçi bir yaklaşım sergileseler de bu gerçekliği bir oyun kurgusuyla çocuklara sunmak ve o gerçeği hem doğal hem de estetik kılmak amacı taşırmaktadırlar. Gerçeği anlatırken çocukların masumiyetlerini, doğallıklarını, çıkmazlarını ve sorunlara kendi buldukları çözümleri irdeleyerek, onları yargılamaktan sıyrılıp onlar gibi düşünme boyutuna taşınıyorlar. Grips Tiyatrosu mesaj kaygısına düşmeksizin, anlatacağını anlatırken, şarkı ve müzikten de son derece yararlanıyor. Şarkı sözlerinde de gerçekçi yaklaşımı elden bırakmayan Grips tiyatrosu, çocuğu hedef kitle olarak görüp, ticari bir kaygı gütmekten öte, çocuğu yanına alıp onunla toplumu sorgulama, değerlendirme ve tartışma amacı taşıyor.
Türkiye’de ise çocuk tiyatrosu eskiye oranla bir gelişim gösterse de, düzenlenen birkaç iyi festival dışında kendi ülkemiz sınırlarında çok yetkin yapıtlara rastlanamıyor maalesef. Çocuk oyunlarını yaşlara göre kategoriye ayıramamak da en büyük sorun oluyor. Bir çocuk oyununun, okul öncesi dönemden tutup ortaokul çağına kadar izlenebilmesi bizdeki yaklaşımın ne kadar titiz(!) olduğunun da altını çiziyor sanırım. Hala ülkemizde çocuk tiyatrosu deyince bir yığın hayvan kostümü giymiş insanın, ya da palyaço kıyafetli kocaman adamların garip seslerle, parmaklarını sallaya sallaya konuşup sonu “ değil mi” diye biten bir soruyla noktalandığı bir yapı akla gelmektedir. Elbette iyi örnekler de yok değil fakat çocuk oyunlarında bir standart oluşturulmadığı için hala çocuk oyunları çeşitlenememektedir. Çünkü tiyatronun bir eğitim vermesi beklentisi yaygındır. Üstelik bunu yaparken de kesinlikle büyüklerin bakış açısı göz önüne alınmaktadır. Çocuk tiyatro yazını ise ticari amaçla yazılmış bir yığın saçmalığın yer aldığı, çocukların aptal yerine konulduğu eserlerden ibarettir. Bu anlamda bir yeniliğe, bir çeşitliliğe ihtiyaç vardır. Çocukların öncelikle eğlenmeye, gülmeye ihtiyaçlarının olduğu gerçeği de yadsınamaz.
Türkiye’de çocukların pek çok sorunu bulunmaktadır. Küçücük yaşlarda bir at gibi sınav yarışının içine sokulan çocuklar, ekonomik koşulların olumsuzluğuyla küçük yaşlarda çalıştırılan çocuklar, evde, okulda şiddetin kucağında büyütülen çocuklar, Türkiye gerçeğinde sorgulanabilinir. Onların gözünden zorluklar anlatılabilinir. Çocukların çocukluklarını unuttuğu toplumsal koşullarda onları anlayan ve onların sorunlarına onların gözünden bakan bir anlayışa ihtiyaç vardır. Gerçekçi bir anlayış ile onları kucaklamak gerekmektedir.