Eugene Oneill

EUGENE O’NEILL KİMDİR?
                                                                                                                            Emel Bala Gürel

Eugene O’Neill, 16 Ekim 1888’de New- York şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesi Ella Quinlan O’Neill, babası ise Monte Cristo rolüyle ün kazanmış bir aktör olan James O’Neill’dır. Eugene O’neill ‘ın annesi Ella Qinlan kendinden yaşça büyük olan James O’Neill ile ailesine karşı çıkarak evlenir. Fakat inanılmaz  rahat bir yaşamı olan James O’Neill’ın kadın tutkusu, ayyaşlığı kısa sürede aileyi parçalayan bir sebep olur. Aslında ölene kadar kocasını terk etmeyen Ella Qinlan, tüm sıkıntılara katlanmanın yolunu uyuşturucuda bularak bir uyuşturucu bağımlısı olarak ölür.Kardeşinin de daha sonra alkol bağımlısı olarak ölmesi  O’Neill’ın hayatının ne kadar trajik olduğunun bir göstergesidir. Eugene O’Neill, annesine aşırı bağlı fakat babasından nefret eden bir ruh durumuyla büyür çünkü babası annesi ile ilgilenmiyor sadece kendi ününü, zevklerini düşünüyordur. Üstelik çocuklarına karşı aşırı ilgisiz bir o kadar da baskıcıdır. Eugene O’Neill’ın evliliklerine dahi karışan James O’Neill çıktığı deniz macerasından sıtmaya yakalanıp dönen Eugene’ın kendi gölgesinde çalışmasını sağlar. Eugene O’Neill kardeşine göre şanslıdır çünkü dışarıda çalışmış istediği zaman çıkıp gitmiştir O’Neill. Kardeşi ise babasının yanında kalmış bu yüzden alkol bağımlısı bir genç olmuştur.
Eugene O’Neill’ın trajik yaşamı oyunlarında etkisini göstermiştir. Aile içindeki ilişkilere, psikolojik derinlikleriyle inen O’Neill tüm yaşamını oyunlarının çıkış noktası yapmıştır. Bu nedenle oyunlarında ilgisiz, kaba bencil bir baba, kocasından memnun olmayan bir anne, babasından nefret eden fakat bir o kadar da korkan oğul motifine oldukça sık rastlanır.


Eugene O’Neill’ın Oyunları :
Eugene O’Neill yazarlık deneyimlerine Harvard Üniversitesi’nde Prof. Baker’ın açtığı yazarlık atölyeleriyle başladı.  Daha sonra oluşumuna yardım ettiği Provincetown Oyuncuları adıyla kurulan tiyatro grubu için oyun yazdı. Genellikle tek perdelik olan bu oyunları ona ün kazandırmıştır. 1920 yılına kadar hep tek perdelik kısa oyunlar yazan O’Neill bu tarihte Ufkun Ötesinde adlı ilk uzun oyununu yazarak ödül kazandı.
Yazarken pek çok akımdan yaralanan O’Neill gerçekçilik, simgecilik ve dışavurumculuk akımlarını oyunlarında denemiştir. Araya Giren Garip Oyun’da denediği bilinç akımı tekniği, maskeli yazdığı oyunlar ve monologa dayanan uzun konuşmalı oyunlarıyla yeni teknikler yaratmıştır. Onu asıl önemli kılan nokta ise oyunlarında sağladı psikolojik derinliktir.Eugene O’Neill’ın oyun kahramanları için  çevirmen Avni Givda şöyle der :

“O’Neill’ın kahramanları, çokluk, hayatlarını bir hayal           
üzerine kurmuş; kendilerini bir güzellik,sevgi,  ün,kudret,maddi ihtiras, edebi hayat muammasını çözme veya yeni bir din bulma hülyasına kaptırmış insanlardır. Bahtiyarlığı, hayatın gerçek manasını, yaşamayı haklı çıkarmanın çaresini bulmak umuduyla çırpınan insanlardır. Bazen günah ve utanç içinde de dolaşsalar gene yükseklere, ışığa doğru çabalayan insanlardır.
Bunlar izah edilemez kuvvetlerin altında ezilerek yürekler acısı yenilgilere uğrarlar.Fakat başarma veya başaramamanın bir değeri yoktur. Mesele gayede, teşebbüste, çırpınmadadır. Mesele “Galip sayılır bu yolda mağlup” sözünü hak edebilmededir. Bazı kahramanlarını sevmeyebiliriz; hatta tiksinir, ürperebiliriz;fakat daha derin gören şair sezişi ile O’Neill onlarda kendilerini ötekilerden farklı kılan bir kıvılcım yakalamıştır.”


Eugene O’Neill’ın Kısa Oyunları
             
“Kısa Oyun” özellikle 20yy.’ın getirdiği yeniliklerden sayılabilir. Yaşam hız aldıkça, kent yaşamı yaygınlık kazandıkça ‘zaman’ kavramı değişmiş, ağır toplum yapısı giderek hızlanmış ve zaman açısından tasarruflu bir yaklaşım olan “Kısa Oyun” sempatisi çoğalmıştır. Özellikle oda tiyatrolarında da, herhangi bir yerde kolay sahnelenebilir olması açısından oldukça tercih görmüş, pek çok yazar tarafından da denemiştir.
Genellikle One Act Play olarak isimlendirilen kısa oyun için gerçekten tek perdelik demek doğru mudur? Tek perde olup da saatler süren oyunlar yok mudur? Percival Wilde’a göre kısa oyun  ; “birlik ve tutumluluk bakımından üstün, kısa bir sürede oynanabilen, araları durakları gerektirmeden bir bütün olarak sindirilip, özümsenebilen” bir tür olarak ifade ediliyor.  Metin And ise kısa oyunun en belirleyici özelliğinin “zaman” kavramı olduğunu söylüyor ve kısa oyunu şöyle tanımlıyor : “Kısa oyun, gereksiz serimlerle oyalanmadan, konusunu sınırlayan, gerekince kişilerin sayısını azaltan bir türdür. Kısa oyunun yoğunluklu olması mecburidir. Fazla ayrıntı içermemesi gerekmektedir. Kısa oyunun en temel özellikleri Prof. Dr. Semih Çelenk’e göre şunlar olmalıdır:
“Kısa oyunun  en temel özellikleri, yoğunluklu ve aynı         mekan-ortam-zamanı paylaşan bir kriz üzerine kurulu
olmasıdır. “Kısa Oyun” bir an(moment) oyundur. Uzun oyun belli bir izleğe bağlı kalarak farklı motiflerle gelişen bir “senfoni” gibiyken,”kısa Oyun” başı sonu belli olan aynı izlek ve aynı motiflerle başlayan ve biten bir “şarkı” gibidir. Bu yüzden de örneğin “kısa Oyun” estetiğinde bir “şef”e (Anlatıcı) gerek yoktur. Uzun oyunlarda olayın ve karakterlerin açımlandığı bir serim varken, “Kısa Oyun”da bu hızla gelişen aksiyonun içine sinmiş bir durumda gelişir. “Kısa Oyun” da bir söz hem krizi geliştiren, hem yönelişi belirleyen ve aynı zamanda da serime ait bilgileri ileten bir görev yüklenebilir.”

            Eugene O’Neill on altı tane kısa oyun yazmıştır.  Susuzluk, Sis, Ağ, Haçın Durduğu Yer kısa oyunlarından bazılarıdır. Fakat yazdığı bu kısa oyunlar arasında en beğenilenleri: İp,Yağ ve Kahvaltıdan Önce’dir.
            Kahvaltıdan Önce  1916 yılında yazılmıştır. Oyun aslında tek kişiliktir. Oyun Bayan Rowland’ın kocasından yakınmalarını anlatır fakat şikayet ettiği kocasını hiç görmez seyirci. Çünkü koca içerdeki odadır. Bayan Rowland’ın söylenerek uyandırdığı kocası içerde traş olurken biz evi bir yandan derleyip toparlayan öte yandan söylenmeyi sürdüren bir kadını izleriz. Fakat oyun kadının söylediklerinden çok hiç görmediğimiz içerdeki kocanın tepkileriyle gelişir. Adamın yer yer çıkardığı hırıltılar, ani sessizlikleri, bu sessizliklerin ardından gelen şiddetli gürültüler bizi adama yoğunlaştırırken Bayan Rowland’ın  ağır laflarının adamdaki etkisini adeta izleriz. Tüm bu aşağılanmalara dayanamayan koca Alfred kendini öldürerek bu duruma bir son verir.
Yağ ise Eugene O’Neill’ın 1917’de yazdığı bir oyunudur. Balinacı gemisiyle balina yağı avına çıkan David Keeney kasabasında oldukça saygı gören ünlü bir denizcidir. Balina yağı için ekibini toplayıp denize açılmıştır fakat bu seferi diğerlerinden farklıdır çünkü  bu kez karısını da yanında götürmüştür. Kocasının mesleğiyle ilgili keyifli hayaller kuran Bayan Keeney’i denizde büyük bir sürpriz bekler. Gemi kuzeyde buzların arasında sıkışır ve bir yıl bir yere kımıldayamaz bu Bayan Keeney’i çıldırtmıştır artık tek istediği vardır Bayan Keeney’in evine, sıcak yuvasına dönmek.David Keeney ise  hala umduğu yağı elde etmenin hayallerini kurar.  Aynı zamanda bir yıldır hiçbir iş yapamayan tayfanın sözleşmesinin son günüdür ve tayfa isyan ederek Kaptan Keeney’in geri dönmesini ister çünkü kuzeydeki buzlar dururken güneydekiler erimiştir. Bu tavrı bekleyen Kaptan ve Kaptan yardımcısı tayfanın isyanını zor kullanarak, silah yardımıyla bastırır. Bilinen tek gerçek vardır ki Kaptan Keeney kasabasına yağı elde etmeden dönmeyi göze alamayacak kadar gururludur. Bayan Keeney kadınlığını da kullanarak son bir kez kocasına yalvarır, artık dayanamadığını ve geri dönmek istediğini dinler. Kaptan Keeney deniz yaşamının karısına çok ağır geldiğinin farkındadır fakat gururu ona engel olur. Daha sonra karısının ruhsal durumunun pek yerinde olmadığını görünce dönme kararı alır. Bu karara sevinin Bayan Keeney’in sevinci fazla uzun sürmez çünkü kuzeydeki buzlar çatlamaktadır ve ötelerde balinalar gözükmeye başlamıştır bile. Bu haberi alan Kaptan, kasabasına dönmekten vazgeçer ve  tercihini balinalardan yana kullanır. Bu karar Bayan Keeney’in çıldırmasına sebep olur. Çıldıran kadının kamaradaki tek eğlencesi olan orgunu çılgınca çalmasıyla oyun sona erer.
İp, adlı oyun O’Neill’ın 1918’de yazdığı en acı oyunlardan biridir. İp,  yaşlı bir adam olan Bentley’in çiftliğinin ambarında geçer. Sürekli gözetlendiğini düşünen ihtiyar bir adamın ambara gelip saatlerce durmasının sebebi, asmak için kurbanını bekleyen yağlı bir urgandır. Baba Bentley, sürekli torununa ve kızına söylenir. Kızı ise onun  kötü bir adam olduğunu, annesi öldükten sonra hemen evlendiğini vurgular. Sürekli bir azarlama ve hakaretleşme söz konusudur. Bu arada yaşlı adamın pek hoşlanmadığı damadı Sweeney gelir. Sweeney ve Yaşlı Bentley’in kızı Annie, babayı kızlarıyla birlikte eve yolladıktan sonra ambarda babanın mirası ve sakladığı düşünülen paraları üzerine konuşurlar. Tek derleri vardır; yıllar önce ihtiyarın çiftliği ipotek etirirken aldığı paraları bulup çiftliği adam edip para kazanmak! Paraların varlığı bilinse de nerde olduğu konusunda kimsenin bir fikri yoktur. Üstelik çiftlik de  Bentley’in ikinci karısından olan Luke’a bırakılmıştır.  Her ne kadar Luke beş yıl önce babasından yüz dolar aşırıp kaçmış olsa da yedi yıl geçmeden çiftlik üzerinde yasal bir hakkı yoktur, Annie ve kocasının. Çift tam bu konuları konuşurken Luke çıkar gelir Annie’nin kızı Mary’nin elinden tutarak. Luke’un gelmesi herkesi hayal kırıklığına uğratır. Fakat Luke çiftliği onlara bırakacağını sadece ihtiyarın paralarını bulup paylaşmak niyetinde olduğunu söyleyince iş tatlıya bağlanır. Oğlunun gelmesini bekleyen Bentley  de ambara gelince ortalık gerilir. Çünkü yıllar önce oğlu kendisinden aşırdığı paralarla kaçınca Bentley ambara bir ip asmış bu ipin Luke’un gelip kendisini asması için yaptığını  söylemiştir. Oğlunun gelmesiyle bu beklentinin gerçekleşeceğini uman ihtiyar hayal kırıklığıa uğrar. Oğlu kendini asmaz üstelik üvey ablası Annie’nin kocasıyla anlaşarak Bentley’e işkence yaparak paraların yerini bulma kararı alırlar. Sweeney, Annie ve Luke babalarını konuşturmak için eve götürürken, yarım akıllı denilen torun Mary ip ile oynamaya başlar ve ip bir çuval ile birlikte düşer. Çuval altın doludur. Mary bu altınları alır ve uçurumdan suya atarak oyun oynamaya başlar. Oyun böylece son bulur.
Eugene O’Neill’ın sıradan insanların anlaşmazlıkları üzerinden yazdığı bu oyunlar, psikolojik derinlik ve oyun boyunca süren gerilimin etkisiyle oldukça başarılı bulunmuştur.
            Eugene O’Neill’ın bu üç oyununu ele aldığımızda üç oyunda kullandığı dil açısından günlük konuşma dilinden ayrılmaz. Oyunların kahramanları Bir Kaptan ve karısı, tarım ile uğraşan bir aile ve  Bayan Rowland adındaki sırdan bir ev kadınıdır. Eugene O’Neill bu kişileri konuşturuken iyi bir gözlemin ürünleri olduğunun ipuçlarını verir. Çünkü karakterlerin özellikleri ile konuşma biçimleri arasında bir aykırılık söz konusu değildir. Örneğin; bir bakkalın kızı olarak herkesin şair olarak beğendiği, entelektüel bir adam olduğu kocası Alfred ile konuşurken şöyle der :
“Alfred ! Kalk artık… duyuyor musun? Sokağa çıkmadan önce yatağı düzeltmeliyim.Bıktım usandım artık… Burasını bütün gün karmakarışık ediyorsun. Ne yapıp yapıp bir yerden , bir para uydurmazsan burada da fazla kalacak değiliz. Tanrı bilir ben payıma düşeni hem de fazlası ile yapıyorum. Her gün dikiş dikmek için taşınıp duruyorum. Sen yine öte tarafta efendilik taslamakla meşgulsün…O ciğerleri beş para etmez atist güruhu ile o bar senin bu meyhane benim, boyuna dolaşıyorsun.”
Konuşmaları ve şikayet etme biçimi, Alfred’e göre daha az okumuş ve daha sıradanbir aileden gelmiş olduğu belli olur konuşmalarında. Aynı şekilde İp adlı oyunuda da Bentley’in damadı Sweeney’in kaba, saba bencil biri olduğu konuşmalarından ortaya çıkar.
“Sweeney-Hey, söylediklerini duyuyor musun?(karısına) Sana her zaman dediğim gibi, bu çocuğun beyni sulu… Alık bu çocuk… Senin de vakit vakit aklından zorunoluyor; Tanrı haline acısın. Bir de şu bunağa bak. Anlaşılıyor ki kafadan sakatlık senin ailende; benimkinde değil.”
Her ne kadar konuşanlar doğal,günlük yaşama uygun konuşsa da aynı zamanda bir o kadar da gerilim taşıyan ifadelerle doludur.Özellikle Yağ oyunda Kaptan Keeney’in adamlarıyla konuşmalarında bu oldukça belirgindir.
“KEENEY- Kıpırdamayın! Bu gemide isyan çıkarmanın sakar iş olduğunu anladınız, değil mi? Şimdi defolun yerlerinize…(Joe’nun vücuduna istihfafla bir tekme indirir.) Şunu da birlikte sürükleyip götürün. Daima aklınızda tutun ki: kimin işi kaytardığını görürsem hemen geberteceğim. Altınızda deniz bulunduğundan nasıl eminseniz,bundan da öyle emn olunuz. Ötekilerine de bunu böyle anlatın. Haydi, şimdi çekin arabanızı, çabuk!”
Eugene O’Neill, kullandığı dil ile oyun kişilerinin psikolojik ve sosyolojik özelliklerine dair ip ucu vererek kısa oyunlarının alt metnini oluşturmayı da ihmal etmez. Mesela İp oyununda Yaşlı Bentley’in inançlığı olduğu kadar zalim olduğunu İncil’den okuduğu sözlerle anlarız.
“ BENTLEY- “Onlara kalp acısı ver;belanı indir üzerlerine!...Tanrının gökleri altında bütün öfkenle,bütün şiddetinle onlara rahat yüzü gösterme; onları mahvet…”

Tüm oyun boyunca masum bir yaşlı olarak düşündüğümüz Bentley’in oğlu Luke döndüğünde , karşısına geçip ipi boğazına geçirdiği anda duyduğu hazzı görünce irkiliyoruz Tıpkı Balinaların göründüğünü haber alınca ansızın değişen Kaptan Keeney gibi…
“KEENEY- Korkak köpekler gibi az kalsın limana dönüyordum.

KEENEY- Kadın, erkek işine karışıp onları gevşetmen doğru bir hareket değil. Benim neler hissettiğimi bilemezsin. Erkek olduğumu; senin, kocamdır diye övünebileceğin bir erkek olduğumu ispat etmeliyim. Balina yağını mutlaka ele geçirmeliyim, söylüyorum sana…”
Eugene O’Neill’ın bu üç kısa oyunu da tek mekanda geçer. Yağ, bir geminin iki odalı kamarasında devam eden bir oyundur.. Işık azdır ortam loş ve  basıktır. İp oyununda ise bir ambarda geçer oyun. Tepede asılı bir ipin durduğu, kerestelerin yığıldığı, çatı arasının olduğu bir ambar ve çitçilik için araç gereçler. Olay tüm gerginliğiyle bu ortamda yaşanırken asılı ipin soğukluğu da oyunun sonuna kadar devam eder. Kahvaltıdan Önce adlı oyun ise iki göz bir oda da geçer. Mutfağın da bulunduğu bu oda çok dağınık ve fakir bir odadır. Orada yaşayanların tüm sefilliğini yansıtır. Oyunlar her ne kadar tek mekanda geçse de giriş çıkışlar ya da yandaki odalar gözükmese de oraya girenlerin veya orada bulunanların varlığı oyun boyunca hissettirilir. Her an bir fırtına kopacak gibidir.
Bu oyunların tümünde tek aksiyon vardır fakat aksiyon detaylandırılarak kullanılır. Yağ’da Bayan Keeney’in denizdeki yaşama  dayanamayışını gözlerken birden isyan eden gemicilerle olay balina yağı meselesine döner ve karı koca ilişkisi  Kaptan Keeney’in hırslarının uğrunda feda edilir. İp de gözünü para bürümüş bir ailenin birbirlerine karşı kinleri, çıkarları  gözlenirken aniden geri dönen Luke ile olay para meselesinde yoğunlaşır fakat onların bir son olarak gördüğü ip ailenin tek kurtuluşudur. Kahvaltıdan Önce’de ise evlere dikiş dikerek yaşamını sürdüren bir kadının serzenişleri, kıskançlıkları  o ailenin sonunu hazırlar.Usanmış ve bıkkın görünen kadın iken ölen koca Alfred olur.
Oyunların akışında sizi bir sürprizin beklediğini hissetseniz de bunun nereden ve nasıl geleceğini sezdirmez Eugene O’Neill. O kadar çok ayrıntıyı anlatır ki diyaloglarında asla doğru tahmin yapamazsınız. Oyun kişilerini bir sonun beklediğini bilirsiniz fakat bu sonun ne zaman geleceğinden öte nasıl geleceği gerilimi yaratır.
Eugene O’Neill trajik bir öykü sunar bu üç oyunda da. Fakat üç oyunun kahramanları da  tanrılar, soylu krallar değildir. Basit gündelik yaşamda her zaman görebileceğimiz bu trajik kahramanlar. Erkekler genellikle kaba, bencil  ve serttirler, kadınlar ise hırçın ve duygusaldırlar. Kişilerin birbiriyle çatışması durumuyla kalmayıp kişilerin iç çatışmasını da kurar. Kahvaltıdan Önce’de Bayan Rowland ne kadar söylense de kocasını sevdiği bellidir, onun cebinden çıkan mektubu görünce kıskanır,hırçınlaşır. Traş olurken onu dinleyerek kontrol edişi, söylenerek de olsa kahvaltı hazırlayışı hep bu nedenledir. Yağ’da Keeney’in karısının naifliğine karşı kendini geride tutup, soğuk davranmasının sebebi aslında karısına olan bağlılığı,yumuşaklığıdır. İp de ise her ne kadar Annie babasına karşı kin gütse de ona bağırdıktan sonra pişmanlık duyar,duygulanır. Tüm bu iç çatışmalar oyunu besleyerek finale ulaşır. Final kimseyi tam olarak mutlu eden bir final olmaz. Bu işten herkes zararlı çıkacaktır.
Eugene O’Neill  bu oyunlarıyla sadece Amerikan Tiyatrosu’na değil dünya tiyatrosuna katkıda bulunmuştur. İnsanı tüm boyutlarıyla gözler önüne seren bu sıkışık durumun, sıkışık mekanlı oyunları gerek kişilerde yarattığı iç aksiyonun canlılığı gerek aniden gelişen dış aksiyonun etkileyiciliğiyle soluksuz izlenebilecek oyunlar olarak yerini almıştır.