Necip Fazıl’ın Oyun Yazarlığı

      NECİP FAZIL’IN TUTUNAMAYANLARI

Necip Fazıl’ın Oyun Yazarlığı
Ön tarafı açılır- kapanır bir mikâp içinde hayatı yakalamak…Kapana kıstırır gibi … Tiyatro budur.”  Tiyatroyu kapana kıstırılmış hayatların yansıtıldığı bir küpe benzetmekte de çok haksız değildir aslında. Tiyatronun kendine ait gerçekliğinin olduğunu bu sözlerle vurgular.
On yedi tane oyuna imzasını atmış olan Necip Fazıl’ın oyun yazarlığını her biri farklı tarihlerde yazılmış olan beş oyunu üzerinden incelerken oyunlarında ortaya çıkan genel özelliklerden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Necip Fazıl’ın oyunlarında ilk dikkat ettiğimiz nokta oyunlarının ciddi bir aksiyonla başlamasıdır. Onun oyunlarında dramatik yapılı oyunların klasik serim bölümlerine rastlamayız. Uzun ve ağır serim bölümleri yerine birden hareketlenen olayları tercih eden Necip Fazıl bu olaylar içinde serimi verir ve bunu hissettirmez bile.  Örneğin Püf Noktası adlı oyununda perde açıldığında gördüğümüz ilk sahne kendini asmış bir adamın olması ve o adamın arkadaşlarının gelip bu olayı aydınlatması, asılı duran adamın da ölmemiş olması ilk gördüğümüz sahnedir. Tüm bunlar bir çırpıda olur biter sahnede. Parmaksız Salih adlı oyunda ise ilk sahnede Parmaksız Salih’in bir müşterisine gösterdiği kumar hilesini izleriz ve tüm durum bu küçücük olayla gözler önüne serilir. Siyah Pelerinli Adam oyununda ise ki Necip Fazıl bu oyunu ısrarla oynanmak için değil okunmak için yazdığını söyler, bir pansiyon odasında kalan şairin odasının kapısının şeytan tarafından çalındığını görürüz. Bir Adam Yaratmak’ta ise oyun yazarı olduğunu anladığımız Husrev ile röportaj yapmak için gelmiş bir gazeteci arasındaki gerginliği izleriz. Para adlı oyununda ise O denilen baş karakterin bulunan tıpa tıp benzeri hakkında ki düşünceleri öğreniriz ilk sahnede. Yani kısaca Necip Fazıl seyirciye sunacağı bilgileri bir aksiyonun içinde yoğurarak sunar ve bunu da oldukça tasarruflu bir hale getirir. Necip Fazıl ‘ın bu tasarrufluluğunda kuşkusuz şair olmasının büyük bir katkısı bulunmaktadır. Şiirde birbiri ardına gelen dizleri sıralar gibi oyunlarının perdelerini de şiirinin dizeleri gibi ardı ardına sıralar. Aralarda hiçbir boşluk bırakmadan birbirine bağlı zincirler olarak ilerler. Oyunun finalinde size ne olacağına dair ipuçları veri, fakat bu ipuçları ne olacağına dairdir nasıl olacağına dair değil. Nasıl olacağını hep bir sır olarak saklar ve finalde bir sürpriz olarak sunar.
Oyunlarında olayın bir baş kahramanı vardır . Bir Adam Yaratmak ‘da Husrev, Parmaksız Salih’de Salih, Püf Noktası’nda Recep Kafdağlı, Siyah Pelerinli Adam’da Şair, Para’da O oyunlarının baş kişileridir. Diğer kişiler bu baş kişileri yansıtmak için birer aynadır adeta çok yüzeysel işlenmişlerdir. Bu da Necip Fazıl oyunlarının genel bir hatası olabilir. Sadece bu özellik Necip Fazıl’ı diğer oyun kişilerinden ayıran bir özellik olmuştur. Çünkü tüm yan kişiler kahramanın derinlikleri göstermek iç çatışmasının gözler önüne sermek için vardır.
Oyunlarındaki diğer çarpıcı bir özellik de oyun kişilerinin yaşadığı çatışmadır. Oyun kişileri hem bulundukları çevredeki insanlarla çatışırken hem de kendi içlerinde bir iç çatışma yaşarlar. Sanki bu kişiler bulundukları çevrenin, çağın adamı değillerdir. Bu çatışmalar şöyle gelişir oyunun kahramanı önce çevresiyle bir dış çatışma yaşar bu dış çatışma sonunda kendi kabuğuna çekilir ve iç çatışmaları işte o zaman başlar.
Necip Fazıl’ın oyunlarının uzunluğu üç perde ile beş perde arasında değişir. Uzunluklarına rağmen oyunları sıkıcı değildir. Bazen oyunun baş kahramanın uzun konuşmalarının aşırı olduğu kuşkusuz fakat Necip Fazıl’ın dilinin sürükleyiciliği bu sorunu büyük ölçüde kapatır. Fakat sahne üzerinde bu uzun konuşmalar nasıl durur bilinmez. Oyunlarının olay dizilerinin birbirine bir zincirin halkaları gibi bağlı olduğunu söylesek de oyunlarında kanlı canlı gördüğümüz tek kişi oyunun baş kişisidir. Bu da oyunlarını hem farklı kılan bir yön iken aynı zamanda zorlayıcı yapan bir etkendir.
Tüm bu bahsettiğimiz özellikleri bir de bu beş oyununu irdeleyerek inceleyelim.
Necip Fazıl ve Bir adam Yaratmak’ın Yazarı Husrev
Bir Adam Yaratmak Necip Fazıl’ın yazdığı ikinci oyunudur. Bir gün Muhsin Ertuğrul’u izlemeye gittiğinde, Muhsin Ertuğrul’un Necip Fazıl’a : “Neden oyun yazmıyorsun ?” diye sorması Necip Fazıl’ı harekete geçirmiş ve bir oyun yazması durumunda başrolü Muhsin Ertuğrul’un oynaması sözünü almasıyla kısa sürede bu oyunu yazmış ve sahnede başrolü Muhsin Ertuğrul oynarken oyununu izlemiştir.
Oyun bir oyun yazarının yazdığı “ Ölüm Korkusu” adlı oyunun ün kazanması üzerine başlar. Oyunun kahramanı bu oyunun yazarıdır. Perde açıldığında bir gazeteci ile bu oyunu üzerine röportajını izleriz ve tüm bilgileri bu sırada alırız. Husrev’in yazdığı oyundaki kahraman silahını temizlerken kazayla annesini vurur ve daha sonra bunalıma girip, kendisini tıpkı babasının yaptığı gibi kendini bahçelerini incir ağacına asarak öldürür. Tuhaf olan şudur Husrev’in bahçesinde gerçekten bir incir ağacı vardır ve babası da kendini bu ağaca asarak intihar etmiştir.  İlk perdeden sonra Husrev artık yazdığı oyundaki kişinin kaderini yaşamaya başlar arkadaşlarına oyunundaki kaza eseri ölümün nasıl olduğunu göstermeye çalışırken yeğeni Selma’yı öldürür. Bundan sonra da bunalıma girer ve hep ölümü düşünmeye başlar.Husrev’in annesi korktuğundan bahçedeki incir ağacını kestirir ve Husrev bu sebeple kendini öldüremez ve tımarhaneye gönderilir.Giderken de şu dizeleri söyler:
Ne yapayım anne? Kestiniz incir ağacını!
Bu oyundaki yazar Husrev ile yazdığı oyundaki kahraman nasıl benzerlikler taşıyorsa, Necip Fazıl ile  Husrev de birçok benzerlik taşır.
Husrev de Necip Fazıl da konakta büyümüştür. Bahçesinde ağaçları bulunan kocaman bir konak.
Oyunda Husrev’in yanlışlıkla öldürdüğü Selma adlı yeğeni Necip Fazıl’ın beş yaşında ölen kız kardeşinin adıdır. Oyunda anlatamadığı Selma’nın masumiyeti şöyle dile getirmiştir Necip Fazıl:
Selma’ınn baş tarafına gelin telleri serpili küçücük tabutu, selamlık kapısından çıkarılırken gözlerimin önünde…
              Onun beş yaşına mükabil, benim kimbilir hasis rakamların kaçında uzanacağım tabutumu, çocuklarımdan ve cenazeme geleceklerden kaçı hatırlayacak?
              Selma’nın gelin telleri yerine, ihtiyar ağabeyine soluk bir şa l…

Necip Fazıl’ın masumiyeti,saflığı ve evde adeta bir besleme konumunda olduğundan bahsettiği kız kardeşi Selma, oyunda da dayısını platonik bir aşkla seven,kendini  aşkına adamış, masum ve içine kapanık bir kızdır.
Oyundaki Husrev’in annesi Ulviye Hanım ise Necip Fazıl’ın annesi gibi fedakar, sessiz ve çaresizdir.
Annem Mediha Hanım, okur-yazarlığı olmayan ve ne olduğunu anlamadan Fazıl Bey’in koynuna atılan bu kadın… O, Salim Paşa kızı Zafer Hanımefendinin şanlı gelini değil, konağın hizmetçisi ve Fazıl Bey’in bilmem ne otu gibi müsekkin ilacıdır. O kadar !..
Oyunun kötü kadını Zeynep ise Necip Fazıl’ın faziletli kadınlarından uzak, kurnaz ve çıkarcı basit bir kadındır. Tıpkı hayatının pek çok döneminde şahit olduğu gibi! Konken partileri bitmeye babaannesi Zafer Hanım gibi…
Husrev de Necip Fazıl da askeri okul öğrencisidir. İkisi de istediği zaman evde olamamanın acısını yaşamışlardır.
HUSREV-  (Başını kaldırır) Anne, ben ömrümde bir kere ağladım. Hiçten bir şey için,doya doya kana kana ağladım. Bilmem hatırında mı? Bundan yirmi beş sene evvel. Sen büyük bir felaketten yeni çıkmış genç bir duldun.Ben bir asker mektebinde okuyordum. Haftada bir çıkıyorduk. Sen mektebe geldin. Kapıda beni görmeye müsaade etsin diye bir zabitle konuşuyordun. Bense bahçeye çıkmış,bir ağacın arkasında sizi ta uzaktan gözetliyordum. Sen benim orada olduğumu bilmiyordun. Yağmur yağıyordu. Seni uzaktan bir çarşaf içinde, incecik hayalinle görüyordum. Zabit sana bir takım işaretler yaptı.  Galiba görüşmemizin mümkün olmadığını söyledi. Sen de döndün. Yağmur altında evimize saatlerce uzak o yerde, tek başına, boynu bükük uzaklaştın gittin. Kim bilir nereye gittin? Geceyi nerede geçirdin? Sen giderken ben de saklandığım ağaca başımı dayadım. Belki bir saat belki bir ömür ağladım.
Oyunda Husrev hiç tanıyamadığı babasından bahseder durur. Aslında hayatta olmasına rağmen Necip Fazıl da babasını tanıma fırsatını hiç bulamamıştır.
4 yıl sonra ben Erzurum’da dayımın yanındayken haberini alacak olduğum babamı bir daha görmedim ve onunla o çağıma değin hayatımda hepsi hepsi bir günlük kadar konuşamadım.
Oyunda Husrev kalleşçe basın tarafından karalanır ve aklanı kaçırmış bir adam olarak yansıtılır. Tıpkı Necip Fazıl hayatı boyunca ters düştüğü  basın ve kendinin “cemiyet” dediği çevresi gibi. Bu sebeple  o çevrede hiç kabul görmemiş hep yadırganmıştır.
Necip Fazıl’ın şiirlerinde de sıkça rastlanan ölüm temasını bu oyunun bütününde görmemiz kuşkusuz bir tesadüf değildir. Çocukluğunda sıkça rahatsızlanıp ciddi hastalımlar geçiren Necip Fazıl’ın hayatında ölen kız kardeşi ve ardından kaybettiği büyükbabası ölüm temasının altının hep çizmesinin gerekçelerinden olmuştur.

Necip Fazıl ve Parmaksız Salih
               Haddehaneli Salih oyunun baş kişisidir. Salih tam bir kumarbazdır. Bir zamanlar zar oyunu oynarken başparmağında bir dolama çıkar ve parmağı ile zar tutamaz duruma gelir bunu sindiremediğinden baş parmağını kesmiştir. Bu nedenle adı “Parmaksız Salih” olmuştur. Salih’in yıllar önce karısının ölümünden sonra oğlunu bıraktığı, birine üç beş kuruş verip oğluna baktırdığı fakat oğlu olduğu bilincine vardığında ise oğlunu arayıp bulamadığı bilinir. Oğluna olan hasreti çok büyüktür bu nedenle  vicdan azabı çekmektedir. Kendi halinde bir batakhane sayılan kumarhanesinde aldığı üç kuruşla geçinir olmuştur Salih. Sürekli kumarbazlar arasında konuşulan hasta kumarbaz diye tabir edilen biri vardır. Bir gün bu kişi bir dostuyla Salih’in kumarhanesine gelir ve Salih bir hile mevzuu yüzünden kolunu açan Hasta Kumarbaz’ın kolundaki yanık izinden bu kişinin oğlu Yusuf  Salih olduğunu anlar. Sonra içinde oğluna karşı olan vicdan azabı iyice büyür çünkü oğlunun bu batağa girmesinin sebebi olarak kendini görür. Oğlunun izini sürer ve evini öğrenir Salih. Oysa oğlu Yusuf  kumar borçları nedeniyle neyi var neyi yoksa kaybetmek üzeredir. Evindeki halısına kadar satmak zorunda kalır. Salih oğlu evde yokken evi ziyarete gider ve gelini Macide ile tanışır. Kendini tanıtır. Oğlunu bu bataktan kurtarmak için bir yat kulübünde  oynanan oyuna gitmek için çıkar . Yusuf ordadır ve bir müvekkilin parasını kumarda harcayacak kadar gözü dönmüştür ve nitekim Salih’in numaraları kullanarak Yusuf orada tüm parasından olur ve Salih’in olaya müdahale edip tüm hileyi ortaya çıkarma çabasından utanır ve  kaçar Yusuf! Salih ise ardından hızla çıkar. Salih doğrudan Yusuf’un evine gider biraz sonra Yusuf da gelir. Yusuf boğazına kadar batağa batmıştır kendini öldürmek ister. Ama Salih önce davranır ve içerdeki odada uyuyan torunun odasına girer ve çocuğun odasındaki  avizeyi çekerek üstüne düşmesini sağlar ve ölür. Ölmeden önce oğluna yıllar önce yaptırdığı hayat sigortasından kalan parayı bırakır ve kumardan vazgeçip adam olmasını söyler.
Konusuna baktığımızda  tipik bir Yeşilçam filmidir fakat oyundaki kumar sahneleri o kadar gerçektir ki böyle bir sahneyi ancak bilen kişi yazar diyebilirsiniz. Nitekim Necip Fazıl hayatının uzun bir döneminde bu kumar hastalığına tutulmuş, kendini engellemeyi bir türlü becerememiştir.  Bâbıâli çevresinin kadın tutkusu genç şairde kumar tutkusu olarak nüksetmişti. Gittiği kumarhanelerden birni “Bâbıâli” adlı eserinde şöyle anlatır:
Burası Terlikçi Rahmi isimli bir İstanbul kabadayısının, rakibi, kendi cinsinden Çerkes Kamil’e karşı daha lüks bir donatımla açtığı, (tripo) dedikleri kumarhanedir; ve büyük salonundaki uzun masa etrafında bir düzine insan, şeytani bir vecd halkası kurmuş, ters tarafından emsalsiz bir iş sadakatiyle belli başlı bir faaliyet mihrakında birleşik, habire çalışmakta… Masada, demirbaş müşterilerinden Çolak Panayot, çingene Ekrem, Saatçi Artin, Tütüncü Mehmed, Yüzbaşı Hasan ve meşhur çirkinlik kraliçesi Matmazel Fofo ve gerçekleri içinde mücerret bir renk ifadesiyle saydığımız bu isimlerden başka daha neler ve kimler…

               Oyunda tanıdık simalardan ismini koruyan Matmazel Fofo olmuştur, yaşamında tanıdığı Fofo’yu şöyle tanımlar:
(Altmışlık, kokona tipli, müstekreh denecek derecede çirkin Matmazel Fofo…)
Bunun dışında Tütüncü Mehmed oyunda yerini Tütüncü Emin’e bırakırken, oyunda adını aynen koruyan bir ikinci kişi de Şanjör İsmail olmuştur.
Oyundaki atmosfer kumarda kullanılan terimler oldukça gerçekçidir. Yıllarca Necip Fazıl’ın  vazgeçemediği hastalığı olan kumar onu bankacılık mesleğinden etmiş,hatta kurtulma uğruna Anadolu’nun kucağına itmiştir. Necip Fazıl oyunun önsözünde bu oyunu yazma maksadını şöyle açıklar:
Bu eserde en canhıraş sebepleri ve neticeleri ile kumarı göstermek istedim. (vis) ve günahların en müthişi olan ve şimal kutbundan cenup kutbuna, güneşin doğduğu her noktadan battığı her noktaya kadar                                                                                                              bütün yeryüzünü saran, yakıcı,kavurucu, kül edici ihtiras… Dünyada hiçbir kitabın satışı, 52 sahifelik iskambil kağıdı desteleri kadar olabilir mi? Hele memleketimizde, Tekel idaresinin her sene bunlardan bir milyon tane sattığını, bunlardan her birinin de artık sahifeleri pörsüyüp eskiyinceye kadar en aşağı bin kere okunduğunu düşürseniz,kavrarsınız ki, iskambil kağıdı isimli şeytani kitap, yalnız bizde, her yıl bir milyar defa elden geçirilmektedir. İşte eserimde ana unsur diye aldığım müthiş salgının sadece kemiyet mikası!...Ya keyfiyeti? Piyeste kahramanımız onu şöyle anlatıyor:
“Doktoru ve ilacı olmayan hastalık !...”     
Necip Fazıl dedesini kaybedip annesiyle babasının ayrılması ardından babasının kendine kalan mirası çar çur edip tüketmesi gerçeğinden yararlanmış olabilir çünkü hayatında tanıdığı ilk ve en büyük alemci babasıdır.Babası ile koca konakta yaşayıp onun yüzünü bile doğru dürüst göremeyen Necip Fazıl yitirdiği babasının ardından şunları yazacaktır:
O, girdaplar çizen, her türlü nefs muhasebesine yabancı, ne yaptığını ne istediğini bilmez bir rüzgardı; ve ne durgunlaşabildi, ne de kasırgalaşabildi, satıh üstü esip geçti.
Oyunda babasının kaderini yaşayan Yusuf Salih her ne kadar okumuş, bir avukat olmuş ise de yine de kendini bu bataktan kurtaramaz. Bu noktada, Necip Fazıl’ın tüm kötü alışkanlıklarını babasından miras aldığı düşüncesini saptarız. Oyunda bir anne olan Salih’in gelini Macide’nin yüceliği ise Necip Fazıl7ın gönlündeki anne kavramının yüceliğidir.
Ne aldımsa, annemden, daha düne kadar yaşayan ve seksenini hayli aşgın olarak ölen, hayatı boyunca masum ve mazlum bu kadından aldığıma inanıyorum. Baba kolları ikinci planda…
Necip Fazıl  deneyimlerinden yararlanarak yazdığı bu oyunda tek amacının kumar üzerine yazılan pek çok esere rağmen tüm derinliğiyle anlatılamayan bu hastalığın ayrıntılarını gösterme çabası taşıdığını ifade ederek oyunu yazma amacını açıklıyor.
Para Oyunundaki Değerler Sorgulaması
Para, Necip Fazıl’ın başkahramanı O adında biri olan bir işadamının kendi ahlaksızlığı sonucunda kendi çıkmazına düşüp yakınları tarafından saf dışı edilmesini konu alan bir oyun. Bütün oyun boyunca sadece cebini düşünen O, kendisinin tıpatıp benzeri olan bir adam bulur ve bir gün işine yarayabilir düşüncesiyle bu adamı yanı başından ayırmaz. Nitekim ekonomik sebeplerden dolayı ayaklanan halk O’yu yakalayıp öldürmek ister fakat yanlışlıkla benzerini öldürürler. Bu ölü olayından sonra hemen ortaya çıkamayan O, evine döndüğünde mirasını paylaşılmış olarak bulur. Onun tek gerçek saydığı para silahıyla vurulmuştur. Ailesinin sadaka olarak verdiği üç beş kuruşu cebine koyar ve benzerinin barınağı sabahçı kahvesine gider, orada Yankesici, Katil, Hırsız ve İşsiz ile hayat hakkında muhabbet eder onlarla birlikte esrar içmeye başlar ve aşırı dozda esrar içer. Ölmeden önce de tüm parasını orada tanıdığı bu adamlara dağıtır. Polis gelir paralara el koyar herkesi tutuklar.
Necip Fazıl da bir konakta gayet bolluk içinde büyümüştür. Yalnız Necip Fazıl on üç yaşına geldiğinde dedesi ölür ve annesi ile babası ayrılır. Artık dört katlı konak yerine dayısının iki göz evini sığınmışlardır. Şatafatlar içinde geçen çocukluk yerini yeni tanışılan acılara bırakır.
Necip Fazıl para oyunuyla insanlarda hızla üreyen hırs aşkıyla feda edilen asıl değerler üzerine dikkati çekmeye çalışır.
O – Bir dünyaya doğuyorum ki, orada bana her şeyi veriyorlar, karşılığında para istemiyorlar. Bir yıldız denizinde yıkanıyorum. Elimi uzatınca yıldızları yemiş gibi toplayabiliyorum. Ne zaman var ne mekan.. Maziye dönebiliyorum. Dilersem hayata yeniden başlayabilirim, dilersem bir daha günah işlemem.Dışından bakarken her evin içinde yaşayabiliyorum. Her evin bildiği, dostu, babası, kardeşi canı ciğeri benim!Annemi görüyorum. Eli alnımda geziniyor. Annemin eli serin cehennem ateşini söndürecek kadar serin..Annem, dikkat et oğlum diyor, ölürken gözlerin açık gitmesin! Bu dünyada sahici bir hayır işlemeye bak!
Oyunun finalinde sabahçı kahvesinde içilen esrar da Necip Fazıl’ın Bâbıâli yıllarında tanıdığı ve tüm camianın tıpkı onun kumar hastalığına benzer şekilde hastası olduğu dönemden bildiği bir sahnedir.
Püf Noktası’nın şairi  ve Şair Necip Fazıl
Püf Noktası  adlı oyunda şair Recep Kafdağlı, defalarca intihar etmek istemiş fakat başarısız olmuş bir şairdir. Arkadaşları Ressam, Müzisyen ve gazeteci Siret Misal’dir.
Recep Kafdağlı diline pelesenk ettiği bir lafı sürekli tekrarlar “ Ya ol, ya öl !” ölme isteğinin sebebi olmayı becerememiş olmasıdır. Son çaresi, bir kabadayıya sataşıp onu kızdıracak ve onun katili olmasını sağlayacaktır. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve kendi katili olmasını beklediği adam korkarak onun uşağı olur. Bu olayla Recep Kafdağlı yeni bir şey öğrenir. Bu işin püf noktasıdır ve artık oyunu kurallarına göre oynayacaktır. Böylece bu yöntemle medya-siyaset ve medya – ticaret ilişkilerinin dengesini bozar ve güç elde eder. Kendi partisini kurar fakat asla partinin görünen yüzü olmaz ve başkan koltuğuna başkasını oturtur. Çıkar hesaplarını kullanarak sermaye elde eder ve böylece partisini tek başına iktidar haline getirir.
Püf noktası şudur; “Kendini güçlü zannedenin yanında, ondan daha güçlü olduğunu göstermek”. Recep Kafdağlı artık olmuştur, parası ve gücü vardır. Fakat bu şairi tatmin etmez ve tüm yaptıklarını parti başkanına bırakarak eski sefil ve bohem hayatına geri döner.
Necip Fazıl, bu oyunla camiaya göre olmak kavramıyla, kendi değerlerine göre olmak kavramını kıyaslar.Necip Fazıl’a göre olmak üç şekilde olur:
Olmak… Üç türlü… Biri, İslam’ın Bütün ölçülerine bağlı, ihtirassı ve emelsiz, sessiz ve hareketsiz,fikirsiz ve çilesiz,bu dünyadan isteksiz ve öbür dünyadan ümitli, hayvandan insana geçmenin ilk basamağını tutma şeklinde olmak…Bu olmanın en aşağı derecesi…
Öbürü ebedi hayat davasının bu dünyadaki nakışlarını koruma ve onları eşya ve hadiselere kazma, maddi  ve manevi şekillere sindirme ve bunun büyük cihadını verme işinde, yani üstün fikir ve duygu planında olmak…
Daha öbürü, tam olmak,fertte insan emanetinin tam hakkıyla olmak, Allah ile olmak, İlahi marifete ermek, yokluk perdesini delmek, ölümü yenmek ve yaratılıştan tek murad , ebedi oluşla olmak…
Necip Fazıl bu oyunla yıllarca içinde bulunduğu edebiyat çevresince eleştirenlere bir yanıt sunuyor gibi ben sizin anladığınız anlamda olmak istemiyorum .
Oyunda Recep Kafdağlı partisini kurar fakat asla vitrinde gözüken o değildir bu insanın aklına ölümünün son yıllarında Turgut Özal tarafından sıkça ziyaret edilmesi gerçeğini getiriyor doğrusu. Bu oyunun Necip Fazıl’ın son oyunu olduğunu da düşünürsek böyle bir benzerlik hayatından yola çıkarak yazmayı seven Necip Fazıl’ın bir tesadüfü olmasa gerek!
Siyah Pelerinli Adam’ı Yenen Şair
Bu oyunda fakir bir pansiyon odasında yaşayan bir şairin karşısına çıkan şeytana direnme ve sonucunda onu yenme mücadelesi anlatılır. Bir perde olan bu oyun için Necip Fazıl ısrarla oynanmak için değil okunmak için yazdığını vurgular. Şair yalnızdır, zor şartlarda var olma çabası içindedir. İşte bu noktada devreye giren Siyah Pelerinli Adam, şaire para, kadın, devlet ve hakimiyet iksiri sunar fakat şair kısa bir süre zaaflarına yenilecek gibi olsa da Kur’an-ı tutarak şairi yenmeyi başarır. Faust oyunun tersi biçiminde gelişen oyun içinde iman gücü taşıyan birinin zaaflarının kurbanı olup kötü olmayacağı gerçeği üzerinde durur.
Necip Fazıl da sanki bu oyunla kendince doğru yolu bulmanın, gerçeğe ulaşmanın zaferini kutluyor. Çünkü oyunun yazıldığı !949 yılı Necip Fazıl’ın davasına daha sıkı bağlanmaya başladığı yıllar olmuştur. Yaşadığı tüm bohem hayatı bir şeytanla simgelemiş sonunda da inancı ile o şeytanı yenmiştir.
Tutunamayan Necip Fazıl
Necip Fazıl lüks ile başlayan bir yaşamdan sefalete kadar her türlü durumu yaşamış mevki sahibi olmuş fakat elinin tersi ile bu mevkileri itmiştir de, Anadolu’da da yaşamış, batıyı da gezmiş fakat kendince doğru bulduğu bir davaya inanmış ve hayatının sonuna kadar bu yolda devam etmiştir. Tıpkı oyun kişileri gibi o da bu mücadelede hep yalnız kalmıştır. Kendi hayatının başkahramanıdır o ve tüm ailesi yan kişiler gibi suretten ibaret kalmışlardır yanında. Yaşamının son anında bile hapis tehlikesi olan Necçip Fazıl hayatının son anına kadar yazmış ve yazdıklarıyla kendi yolunun yansıtmaya çalışmıştır. Oyununda  yarattığı karakterler tüm yönleriyle mükemmel olmasa da o bir adamın dramını yazmayı seçmiştir. En sevdiği oyunun Othello olduğunu düşünürsek yazım biçiminde Shakespeare’den etkilendiğini söyleyebiliriz. Onun oyun kişileri bizim sıkça karşılaştığımız kişiler değildir elbet fakat yaşadığı durumlar çok insanidir. Oyunlarının ne dedikleri çok nettir. Bir oyunun en başında verir ne demek istediğini Necip Fazıl, fakat nasıl dediğini dilinin etkili gücüne kapılarak fark etmeksizin sürdürürsünüz. Oyunları hep bir dış çatışmayla başlar fakat baş kişinin iç çatışmasıyla sona erer. Tüm karakterleri bulundukları çevre tarafından beğenilmeyen, istenilmeyen, yok edilmek istenen kişilerdir. Çünkü uyumsuzdurlar ve kendilerine özgüdürler. Bir başkası gibi davranamaz, bir başkası olamazlar bu sebeple istenilmezler.
Onlar da tıpkı Necip Fazıl gibi tutunamayanlardır, tutunamamışlardır ve çevrelerinde tutunmaları imkansızdır. Çünkü inandıkları unutulmuş, yitirilmiş çoğunluğa göre eskimiş değerlerdir. Bu yüzden bu kişiler tutunamazlar, tutunmamalıdırlar.


Necip Fazıl Kısakürek, Bir Adam Yaratmak,büyük doğu yay. ,İstanbul 1989

Necip Fazıl Kısakürek, Kafa Kağıdı, Büyük doğu yay.,İstanbul,2003,syf 82.

A.g.y.,syf 48.

Necip Fazıl Kısakürek, Bir Adam Yaratmak, Büyük doğu yay., İstanbul, 1989, syf 123

Necip Fazıl Kısakürek. Kafa Kağıdı, Büyük doğu yay. ,ist. ,2003

Necip Fazıl Kısakürek, Bâbıâli, Büyük Doğu Yay. ,  syf 68, İstanbul, 2004.

Necip Fazıl Kısakürek, Parmaksız Salih, Büyük Doğu Yay. , syf 24-25 , İstanbul

A.g.y.,Önsöz.

Necip Fazıl Kısakürek, Kafakağıdı, Büyük Doğu Yay. , İstanbul, 2003, syf 152.

A.g.y. ,syf 46.                       

Necip Fazıl Kısakürek, Para,Akçağ Yay. ,İstanbul,1970, syf 122.

Necip Fazıl Kısakürek, Bâbıâli, Büyük Doğu Yay., İstanbul, 2004, syf 231-232.