EMEL BALA GÜREL
DRAMATİK YAZARLIK IV
2004016004
TİYATRO TARİHİ VE KURAMLARI DERSİ
DÖNEM ÖDEVİ
KONU: WAGNER VE
GESAMTKUNSTWERK DÜŞÜNCESİ
RİCHARD WAGNER KİMDİR?
22 Mayıs 1813’te Almanya’nın Leipzig kentinde doğan Richard Wagner, polis memuru Friedrich Wilhelm – Johanna Wagner çiftinin 9 çocuğundan en küçüğüdür. Henüz 6 aylıkken babasını kaybeden Richard Wagner’in annesi Johanna, 9 ay sonra aile dostu olan ressam, oyun yönetmeni ve yazar Ludwig Geyer ile evlendi ve aile Dresden’e göçtü. Geyer, 1821’de öldü ve aile 1827’de yeniden Leipzig’e döndü.
Wagner, küçük yaştan itibaren tiyatroya ilgi duymaya başladı. Diğer kardeşleri de meslek olarak oyunculuk ve şarkıcılığı seçmişlerdi. İlk yaratıcı çalışması, 15 yaşında "Leubald and Adelaide" adlı opera metni idi. Weber’in bir operasını ve Beethoven’ın bir senfonisini dinledikten sonra ise müzik tutkusu kendisini gösterdi. Leipzig Üniversitesi’ne devam etmeye başlayan Wagner, ayrıca bir sinagogda koro şefi olan Christian Theodor Weinlig’den 6 ay boyunca müzik dersi aldı, armoni ve kontrpuan öğrendi. 1832’de belli başlı eserlerinden ilki olan "Do Majör Senfoni"’yi besteledi; eser, Leipzig ve Prag’da seslendirildi ve ilgi gördü. 1833’ten itibaren çeşitli küçük tiyatro topluluklarında orkestra şefi olarak çalıştı; 1834’te "Die Fee (Periler" operasının müziğini ve metnini yazdı. Bu eser, o hayattayken hiç seslendirilmediyse de ikinci operası olan ve Shakespeare’in "Kısasa Kısas" oyunundan hazırladığı "Das Liebesverbot" (Yasak Aşk) operası 1836’da Magdeburg’da sahnelendi.
1836’da şarkıcı Minna Planer ile evlendi. Eşini evlenmeye razı etmek için 2 yıl uğraştığı halde, bu evlilik kısa zaman sonra sadakatsizlik nedeni ile bir hayal kırıklığına dönecek yine de 1866’ya kadar sürecekti. Evlendiği yıl Königsberg tiyatrosunda müzik direktörü olduysa da kısa bir süre sonra ayrılıp Riga’da benzer bir göreve başladı. Burada özellikle Beethoven eserlerini yönetti ve Rienzi operasını bestelemeye başladı.
1839’da alacaklılarından kaçarak önce Londra’ya gitti. Bir oyununun perdeye aktarılması sırasında yaşanan bir anlaşmazlık nedeni ile değerinin daha iyi anlaşılacağını düşündüğü Paris’e gitti. Berlioz ve başka sanatçılarla tanıştı. Yoksulluk içinde geçen Paris günlerinde Rienzi’yi tamamladı, Uçan Hollandalı operasının taslaklarına başladı.
1842’de Dresden Tiyatrosu Rienzi’yi sahnelemeye karar verince Paris’ten ayrılıp Dresden’e gitti. Eser, 6 saat süren çok uzun bir opera olmasına rağmen seyirciyi coşturmayı başarmıştı. Böylece Rienzi operası, Wagner’in Almanya’da adını duyurmasını sağlayan ilk eser oldu. 1843’de Uçan Hollandalı aynı kentte sahnelendi. Wagner, Dresden’de krallık orkestrası şefliğini yaptı. Romantik operası "Tannhäuser" 1845’de Dresden’de sahnelendiğinde geleneksel formların çok dışında bir eser olduğu için eleştirildi. Buna rağmen Fanz Liszt, 3 yıl sonra Weimar’da bu eseri sahneledi ve Wagner’i her zaman destekledi. 1848 tanışan Wagner ile Liszt, ömürboyu dost oldular. Wagner, aynı yıl "Lohengrin" operasını tamamladıysa da sahneleme imkanı bulamadı. Yardımına yine Liszt koştu ve eseri 1850’de Weimar’da sahneledi. Wagner’in devrimci siyasi etkinliklerinden ötürü İsviçre’ye sürgüne gitmesi üzerine kariyerinde yeni bir dönem başladı.
Sürgün yaşamı 1862’ye kadar süren Wagner, İsviçre’de "Der Ring der Nibelungen" (Nibelungen Yüzüğü) adı verilen opera dizisini yazdı.Bu eser 4 ayrı operadan oluşmaktaydı.Eserin Nibelungen yüzüğü adını almasının sebebi ise,hikayelerin birbirinin devamı olarak yazıldığı bu 4 ayrı operanın ardarda sahnelenmesi fikri idi. Bu arada varlıklı ipek tüccarı Otto Wesendonck ve eşi Mathilde ile tanıştı. Otto Wesendock, Zürih yakınlarındaki villasının bahçesindeki küçük bir köşkü Wagner ile eşi Minna’ya kiralayarak Richard Wagner ile eşi arasında doğan aşkın sürmesine farkında olmadan yardımcı oldu. Bu aşk, Wagner’e yeni eserleri için ilham verdi. Wagner böylece, operalarının en uzunu ve en zoru olan "Tristan und Isolde"’ı (1857-1859) yazdı. Eser, 1865’de Münih’te Bavyera Kralı’nın huzurunda sahnelendi.
Wagner, tahta yeni çıkan "Bavyera Kralı II. Ludwig tarafından davet edilince hemen Almanya’ya gitmişti. Kralın desteği ile ekonomik sıkıntıları sona erdikten sonra tek komik operası "Die Meistersinger von Nürnberg" (Nünbergli Usta Şarkıcılar)’i yazdı ve bu eser de Münih’te sahnelendi. Bu arada Bavyera Parlamentosu ülke parasının besteciye yedirildiği inancıyla sanatçıyı eleştirmekteydi. Öte yandan Franz Liszt’in ünlü orkestra yöneticisi Hans von Bülow ile evli kızı Cosima ile yaşadığı aşk çevreden tepki toplamaktaydı.
1866’da eşinden ayrılan Wagner, 1870’de Cosima ile evlendiğinde çiftin iki çocukları vardı. Wagner, orkestra eseri "Siegfried Idyll"’i 1870’de Cosima için besteledi. 1869-1870 yıllarında Yüzük operalarının ikisi Liszt tarafından sahnelendi.Bu sırada eserin tamamının sahneleneceği bir opera binası için kaynak bulma çabaları sürüyordu.. Ümitsizliğe düştüğü anda Kral II. Ludwig'in desteği ile karşılaştı.Söylentilere göre eşcinsel olan Kral,Wagner'e ve onun müziğine duyduğu büyük aşkını kanıtlamak adına binanın yapımına yardım teklifinde bulundu.Bu büyük aşktan haberdar olan Wagner bu yardımı kabul etti...Opera binası 1874’de Bayreuth’ta birleşik sanat eseri (müzik, şiir, görsel sanatlar, dans gibi tüm sanatların operada harmanlanması) kavramına uygun olarak inşa edildi.Opera binasının inşa sürecinde Wagner kendi sanatının gereklerini göz önünde bulundurarak projenin büyük bölümüne çizimleri ile katkıda bulundu. 1876’daki ilk sanat festivalinde tamamı 18 saatlik bir eser olan Yüzük sahnelendi.
1877’de "Parsifal" operasını yazmaya başlayan Wagner, “saf ırk” konusundaki polemik yaratan yazılarını yayınlamayı sürdürdü. Parsifal, 1882’de Bayreuth’ta sahnelendi. Wagner, 1883 kışını geçirmek için gittiği Venedik’te kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Bayreuth’taki villasının bahçesinde kendi adına hazırladığı mezarına gömüldü.
WAGNER VE GESAMTKUNSTWERK DÜŞÜNCESİ
Wagner’in Gesamtkunstwerk düşüncesini Sevda Şener, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi’nde şöyle açıklamıştır:
WAGNER VE BİRLEŞİK SANAT YAPITI
Gerçekçiliğe karşı çıkan eğilimleri en çok etkileyen iki düşünür Richard Wagner ile Friedrich Nietzsche olmuştur. Richard Wagner (1813-1883) yapıtları ile olduğu kadar görüşleri ile karşı gerçekçi tiyatro düşüncesinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Wagner Geleceğin Sanatı(1849), Opera ve Dram(1851) adlı yapıtlarında sanat anlayışını açıklamıştır. Wagner’in sahne sanatları konusundaki görüşleri tiyatro düşüncesinin gelişimi içinde önemli bir aşamayı gösterir. Wagner’in sanat anlayışı Hegel felsefesinin ve romantik sanat anlayışının izindedir. Bu etki ile, benzetmeci gerçekçiliğin karşısında yer almıştır. Wagner’e göre bilim, yalnızca doğayı, sonlu olanı tanımaktadır. Oysa yaşam, sonsuzdur, kendi içindeki zorunluluk yasasına uyarak ve kendi bütünlüğünü koruyarak evrimleşmektedir. Aynı zorunluluk yaşamın kendisini sanatta ifade etmesini sağlamıştır. Sanat insanın ve insan doğasının ifadesidir. Sanatı yaratan yaşam dürtüsü içgüdüsel olanı, bilinçdışı olanı tanıtır. Onun zorunluluk yasasını gösterir. Yaratıcılık, bu doğal , bilinçdışı gereksinmenin ürünü olarak meydana gelir.
Halk bu ortak gereksinimi duyar. Onun için yaratıcılık halktan kaynaklanır. Wagner sanatı, dinsel olanın, ölümsüz olanın, yaşamın iç zorunluluğundan doğanın ifadesi olarak kabul etmiştir. Gerçek sanat bir çalım, bir kapris işi değildir. İnsan sonsuz olanı, kendi kendini koşullayanı, asal yaşam gerçeğini, ancak sanat yolu ile kavrayabilir.
Richard Wagner, bu kadar üstün bir işlevi olan sanatın, türlerin tek tek her biri ile değil, ortaklaşa çabasıyla ortaya çıkabileceğini ve yaşamı en iyi biçimde ifade edebileceğini ileri sürmüştür. Wagner’e göre geleceğin sanatı, bir ortak sanat ürünü, bir birleşik sanat ürünü( Gesamtkunstwerk) olmalıdır. Birleşik sanat en ideal sanattır. Tiyatroda plastik sanat düzeni, ışıklama, dekor, müzik ve daramatik metin uyumlu, bir birleşim meydana getirir. Tragedya sanatının en üstün örneği olan Shakespeare’in oyunlarında, müzik sanatının en üstün örneği olan Beethoven’in bestelerinde bu çeşit bir bütünleme görülür. Evrensel bütünün bu iki büyük yarısı birleştirilebilirse, tüm sanatlar bu bileşime katılacak, ve ortaya en mükemmel birleşik sanat yapıtı çıkacaktır. Dramın içerdiği gerçeği söz, simgelerle kavranabilen gerçeği ise müzik ifade edecektir. Sözsel ve müziksel anlatım büyük gerçeği dile getirecektir. Bunun başarılabilmesi için tüm sanatların dramatik olanla estetik bir uyum içinde bulunması gerekir. Müzik ile dram bir arada yoğrulacak, plastik sanat düzeni, ışıklama, dekor, tümü birden estetik bir uyum içinde birleşecektir. Her sanat kendi ustalığını ortak bir amaç için ortaya serecektir. Böylece canlı, nefes alıp veren, devinen bir sahne eseri meydana gelecektir.
Richard Wagner, Opera sanatının, ideal birleşik gerçekleştirdiği ve idealin arı ışığını yansıttığı kanısındadır. Operada şairin, aktörün, ışık ve resim ustasının, bestecinin sanatı bir araya gelir, maddecilikten arınmış, lekesiz bir biçimi yaratır; dram öğesi, gerçek dünyayı,müzik, biçimsel güzelliği ve duyguyu dile getirir.
Gesamtkunstwerk Düşüncesini Oscar Brockett Tiyatro Tarihi adlı eserinde şöyle açıklamıştır :
“Wagner oyun yazarının domestik ilişkilerin kaydını tutan biri olması yerine, bir mit yaratıcısı olması gerektiğini tartışarak zamanının gerçekçilik eğilimine tümüyle karşı çıkıyordu. Ona göre, gerçek dram, dialoglar söze dökülür dökülmez arka planda kalan ideal dünya ile ilgilenirdi. Shakespeare ile Beethoven’ın ustalıklarını birleştirmek için dramın “müziğin büyülü pınarında ıslanması” nı öneriyordu. Oyuncunun kişisel kaprislerine göre yorumun yön değiştirdiği sözlü dramla kıyaslandığında, ezgi ve tartım ile müziğin gösterim üzerinde daha büyük bir denetim sağlayacağını da tartışıyordu. Wagner için,müzik-dramının etkili olması gösterime ve aynı zamanda da besteye dayanıyordu. Tüm parçaları bir sentez içinde bir Gesamtkunstwerk’e (Birleşik Sanat Yapıtı), ya da “usta(işi) sanat yapıtı”na dönüştürmek için yazar-bestecinin, yapımın her bir unsurunu denetlemesi gerektiğini söylüyordu. Bu düşüncelerden, güçlü yönetmene ve birleşik yapıma duyulan gereksinimin irdelendiği modern kur amın büyük bir bölümü filizlenecekti.”
RİCHARD WAGNER’İN SANATI
Almanya’da Richard Wagner(1813-1883) Ve Müzik Sanatında Yeni Romantik Tür
Müzik sanatında olduğu kadar şiirde de olağanüstü düzeye ulaşmış olan Richard Wagner, operalarının hepsinin manzum librettolarını kendisi yazmış ve XIX. Yüzyılın ikinci yarısını tek başına egemenliği altına almıştı.
Opera sanatının öz vatanı olan İtalya’da, büyük besteci Giuseppe Verdi’nin (1813- 1901), Wagner yaratışlarına karşı tek başına denge sağlaması,XIX. Yüzyıl sonlarına doğru müzikli-dram sanatının, dönemi karakterize eden genel bir tür olmaktan çok, sırf Wagner ile Verdi’nin yaratma esprilerine bağlı kişisel stiller halinde gelişip olgunlaşmasını gerektirmişti.
22 Mayıs 1813’te Leipzig’de doğan ve 13 Şubat 1883’te Venedik’te ölen Wagner, müzik sanatına karşı çocukluk çağlarında büyük bir ilgi duyamamış ve daha çok şiirle uğraşmıştı. Bununla birlikte, dönemin sanatını geniş ölçüde etkilemiş olan iki büyük besteci, zamanla Richard Wagner’i de müzikal yaratışa yöneltmiş ve Wagner dehasının, müzik sanatı lehinde değerlendirilmesinde büyük rol oynamıştır. Bu sanatçılardan biri Ludwig von Beethoven, öteki de Carl Maria von Weber’di . Gerçekten de Richard Wagner, önce Weber’in “Freischütz” operasının, sonra da Beethoven senfonilerinin ve “Egmont” müziğinin etkisi altında kaldıktan sonra müzikçi hatta besteci olmaya karar verdi.
1833 yılında bir senfoni ve bir uvertür yazarak kendini tanıtmaya başlamış olan Wagner’in, 1834 yılında Magdeburg Tiyatrosu’nun müzik direktörlüğüne atanması, iki yıl sonra, Shakespeare’in bir eserinden etkilenerek yazdığı “Liebesverbot” adlı ilk operayı, yine aynı tiyatroda kendi yönetimi altında sahneye koymasına olanak verdi. Bu tarihlerden sonra Wagner’in, çalışmalarını büsbütün tiyatroya yönelttiği görülür. Königsberg Şehir Tiyatrosu’nda çok kısa süren bir çalışma sonunda, iki yıl süreyle (1837-1839) Riga’da orkestra şefliği yapan Wagner, öteden beri kafasında geliştirdiği önemli bir sanat planının gerçekleşmesine yönelmişti ki bu tasarı, “Rienzi” operasıyla ilgili projeydi.
Wagner, Riga’da yazmaya başladığı “Rienzi” operasını Paris’te bitirdi(1839-1842). Ancak Paryılları, genç sanatçı için büyük bir üzüntü ve acı içinde geçen yaratma yıllarıydı. Wagner’in “açlık yıllarım” diye nitelendirdiği Paris yılları, büyük Alman şairi Heinrich Heine’den esinlenerek “Uçan Hllandalı” (Fliegender Hollander) adlı operayı yazmasına olanak verdi. Wagner bu eserde, ünlü besteci Meyerbeer’in etkisi altında kalarak, oldukça yenilik göstermiş ve “yenileyici” olarak tanınmıştır. Bu da gösteriyor ki Wagner’in 1837-1839 yılları içindeki Riga çalışmalarıyla 1839-1842 yılları arasındaki Paris çalışmalarının, “1.Yaratma Dönemi” olarak kabul edilmesi gerekir. Bu süre bile, sanatçıyı, yaşadığı dönemin genel anlamdaki opera türünden kişisel stiliyle ayırt etmektedir ki Richard Wagner ancak Paris yıllarından sonra “yenileyici” olarak tanınmıştır.
Wagner’in Paris yıllarından hemen sonraki çalışma süresi de, “2. Yaratma Dönemi” olarak nitelendirilir (1842-1859) . Wagner, 1842 yılında Paris’ten Dresden’e dönerek, 20 Ekim 1842’de “Rienzi”, 2 Ocak 1843 tarihinde de “Uçan Hollandalı” operalarını ilk olarak sahneye koydu ve bu iki eserle eldi ettiği büyük başarıdan hemen sonra, Dresden Sarayı’nın orkestra şefliğine atandı.
Wagner, Dresden’e yerleştikten sonra başlayan yepyeni bir çalışma süresi içinde, opera alanında devrim yapacak bir savaşı göze aldı ve kendince tasarladığı yeniliği uygulamaya başladı. Bundan dolayı 1845 yılında sahneye konulan “Tannhauser” geniş bir anlaşmazlık ve direnme yaratmış, “Lohengrin” operası ise(1848), hiçbir tiyatronun programına alınmamıştı. 1849 yılında Dresden’de patlak veren ihtilale adının da karışması yüzünden hükümetçe tutuklanmasına karar verilen Wagner’in, Dresden’den Zürih’e kaçarken birkaç gün Weimar’da gizlice Liszt’e konuk olması, genç sanatçının yaratma gücünü daha önemli planladıkları “büyük-opera” reformunun bir an önce meydana gelmesini sağladı. Nitekim 1850 yılında Franz Liszt’in yönetimi altında Weimar’da (28 Ağustos’ta) ilk olarak oynanan “Lohengrin” operası, bu sanat şehrine unutulması olanaksız anlar yaşamış oldu. Hatta bu tarihten itibaren Franz Liszt’in Wagner sanatını açıklama yolunda kaleme aldığı yorumlar ve eleştiriler, Almanya’da Weimar’ın, Wagner sanatına özgü reform hareketlerinin merkezi haline gelmesine yol açtı.
1849’da Zürih’e yerleşen Richard Wagner, artık kalemiyle de mücadeleye girerek, bu tarihten itibaren sırasıyla “Sanat ve İhtilal” (1849) ve “Geleceğin Sanatı” (1850) adlı kitaplarını, ayrıca Mendelssohn ve Meyerbeer alayhinde takma adla yazdığı “Müzikte Yahudilik” başlıklı kitabıyla “Opera ve Dram” adlı bir eseri yayımlandı(1851). Wagner, bu yazılarında o zamana kadar bestelenmiş operalardan çoğunun hatalı olduğu tezini savunuyordu. Wagner’e göre , bu operaların hemen hepsinde müzik, bir anlatımın sanatı olarak değil de sırf soyut anlamda bir sanat olarak değerlendirilmişti ve “yalnız şiirle müziğin gerçek sentezini yapmakla, müzikal dramı gerçekleştirmek mümkündü; bu arada elde edilecek eserin bütünü lehine, müzik ile şiirin kişisel özelliklerindenbiraz kaybetmeleri gerekeceği doğaldı.” Bu düşünceyi Wagner’den çok önce Caccini ve Gluck gibi iki büyük sanatçı da savunmuş olamakla birlikte, Wagner’in kuram (nazariyat) ve uygulamada daha sert ve daha kesin hareket ettiği açıkça görülmektedir. Hatta Wagner, “operada orkestra” konusunda da sonraları Floransalı bestecilere, bu arada Vecchi’ye dönmüş, müzikli dram için tasarladığı gelişimin, ancak ses,söz ve aletin gerçek karışımıyla tamamlanabileceği tezini savunmuştur.
Richard Wagner, besteci, yazar ve eleştirmen olarak giriştiği tüm bu hazırlıklardan sonra, yaratma hayatının 3. dönemine geçti(1859-1883). Bu dönem içinde ileri bir olgunluğa ulaşan sanatçının meydana getirdiği eserlerle ortaya koyduğu fikirler, geniş ölçüde ilgi toplamakla birlikte, aleyhinde olanların sayısını da artırdı. Bu arada Wagner, zamanının opera uygulamalarını acı bir görüşle eleştirerek, komik-operaya Gluck’tan beri kimsenin el sürmemiş olduğunu, ciddi operanın ise lirizmin sınırlarını bir türlü aşamadığını ileri sürüyordu.
Wagner’in kendi sanatını, o zamana kadar gelen opera formundan kesin değişiklerle ayırmış olması, ilk olarak,1859 yılında bestelediği “Tristan ve İsolde” operasında açıkça görülür. Büyük sanatçının bu eseri, daha önceki eserlerinden büsbütün ayrı bir teknikle meydana getirilmiştir. Örneğin “Tannhauser” ve “Lohengrin” operalarının Weber etkisiyle yazılmış olmalarına akrşılık, “Tristan ve İsolde” operasında, arka arkaya sıralanmış bağımsız parçalar yerine, ilk olarak “sürekli melodi” tekniği uygulanmıştır. Böylelikle Wagner, ses ile sözün bir arada dokunmasıyla elde edilen anlatımı, eserin başından sonuna kadar her an değişen tek melodi çizgisi haline getirmiştir. Wagner’in “sonsuz ya da sürekli melodi” diye adlandırdığı bu tek çizgi halinde akış, geleneksel operadaki aryaların ya da paralel ses çizgileri halinde akıp giden ikili veya öteki ses birliklerinin yerini alırken, bu sürekli melodinin tematik ağırlığı, özellikle orkestraya aktarılmıştır. Orkestra eşliğinde, aynı melodilerden elde edilmiş olarak sahnede okunan sürekli melodiye, Richard Wagner aynı zamanda “konuşma melodisi” adını da vermiştir. Wagner’e özgü opera tekniğiyle başlayan bu sürekli konuşma melodisini, derin anlam taşıyan ve zengin bir orkestra eşliğinde okunan reçitatife benzetmek de mümkündür. Öte yandan Wagner, bu çeşit oparaları, karakteristik bir bütün olarak değerlendirebilmek için, Weber’in ve Loewe’nin yapmış oldukları bir olayı ya da psikolojik bir anı dinleyiciye hatırlatarak, dramatik aksiyonu büsbütün artıran bu tür Leitmotiv’ler, Wagner sanatına gerçek anlamda bir özellik sağlamaktadır.
Richard Wagner, opera sanatına getirdiği yenilikte, düşüncelerinin kesinliğini vakit vakit ısrarla savunmuş olmakla birlikte, arada bir geleneğe yönelmekten de kendini alamadı. Gerçekten de sanatçı ileri yaşlarda yazdığı bazı operalarda, arya ya da ses birliği türünden küçük çaptaki bağımsız melodilere yine de yer vererek “Nürnbergli Usta Şarkıcılar” (Meistersinger von Nürnberg) adlı operasının dünyaca tanınmış “Ödül Şarkısı” (Preislied) ile “Ses Beşlisi”ni (kentet) ve “Walküre” operasındaki “Aşk Şarkısı”nı (Liebeslied) böylece meydana getirdi.
KAYNAKÇA
ANSİKLOPEDİLER:
MEYDAN LAROUSSE 20.cilt. syf::194-195
KİTAPLAR
ALTAR Cevad Memduh, OPERA TARİHİ, Pan Yay. İstanbul ,2000
BROCKETT Oscar, Tiyatro Tarihi, Dost Kitabevi Yay. ,2000.
ŞENER Sevda, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Adam yay.,1982
İNTERNET KAYNAKLARI
tr.wikipedia.org
www.sodev.or.tr
Brockett Oscar, Tiyatro Tarihi, Dost Kitabevi Yay. ,2000.
ALTAR Cevad Memduh, OPERA TARİHİ, Pan Yay. İstanbul ,2000.