SAMUEL BECKETT
VE
OYUN SONU
BECKETT’İN YAŞAMI:
İrlandalı – Fransız oyun yazarı, romancı; saçma tiyatrosunun en önemli temsilcisi. Protestan bir aileden gelen Beckett, Trinity College’de (Dublin) okudu (1927), Fransız ve İtalyan dili ve edebiyatı üstünde yoğunlaştı; 1928’de Paris’te Ecole Normale Superieure’den burs aldı. James Joyce’la dostluk kurdu, Finnegans Wake’in bir bölümünü Fransızca’ya çevirdi, ölümüne kadar Joyce ile yakınlığını sürdürdü; 1930’da Trinity College’e döndü, Fransızca öğretim görevlisi oldu; 2. Dünya Savaşı ile birlikte Paris’e döndü, Fransız Direniş Hareketi’ne katıldı, Nazi’lerin kendisini araması üzerine Güney Fransa’ya kaçtı; sürekli Fransa’da yaşadı, 1969 Nobel Edebiyat ödülünü aldı. Yapıtlarıyla modernist soyut tiyatroya ve edebiyata damgasını vurmuş, saçma tiyatrosunu temellendirmiş ve en yetkin örneklerini vermiş olan Beckett, ürünlerini Nihilist bir dünya görüşü doğrultusunda ortaya koymuştur. Yapıtlarında dünyayı, yani toplumu, insanın her türlü anlam ve ufuktan yoksun, umutsuz bir yalnızlaşma ve yabancılaşma içinde kendi varlığını taşımak zorunda kaldığı bir yer olarak ortaya koymaya çalışmıştır; yapıt kişileri bu açıklanamaz süregen dünyanın ürünüdürler ve kötürümdürler; kayıtsız ve edilgen oldukları kadar, ne kendileriyle iletişim kurabilme, ne de çevrelerine ilişkin bir söylemede bulunabilme gücüne sahiptirler; saçma bilinemez, kapkaramsar bir hiç ortamındadırlar ve varlıklarını gitgide yitirirler. Nitekim, BECKETT’in oyunları, kendi sıralaması içinde ele alındığında,şu insanlık durumu sürecini izler: Bekleyiş, Bırakılmış ve Yalnızlık (1953 Godot’u Beklerken, 1957 Oyun Sonu) ,insan varoluşunun yerini belleğinin alması (1958 Krapp’ın Son Bandı) , yarıya gömülüş ( 1961 Mutlu Günler) tam hareketsizlik(1964 Oyun) , sessizlik (1970 Sessizlik), soluk (1970 Soluk), yok insan (1972 Ben Değil). Gittikçe sonlaşan,içi boşalan yaşamın ve insan varlığının sıfırlaşma sürecini oyunlarıyla özdeş kılan Beckett, bu süreç doğrultusunda dili bir hiçleşme aracı, (metafizik palyoçolar olan) oyun kişilerini de bu hiçleşmenin birimleri olarak kullanır;böylece,hiçliğin kavranışıyla başlayan indirgeme, tüm nesnellik ve fiziksel varlık yok oluncaya kadar sürer ( yaşam artık Soluk adlı oyununda olduğu gibi, doğan bir çocuğun çığlğı ile ölmek üzere olan bir adamın son nefesini kapsayan 35 saniyelik bir oyundur, ya da giderek “Ben Değil” de olduğu gibi,sadece içinden sözcük kırıntılarının zar zor döküldüğü bir ağızdır).’ Mutsuzluktan
daha hoş bir şey olamaz’ sözünde özetlenebilecek olan Beckett’in kapkara gülmecesi, çağdaş trajikomedyanın salt mutlaklaşmış biçimidir. “Roberte Blene tarafından uzmanca sahnelenmiş olan) Beckett’in oyunları,modern tiyatroyu anlayış olarak derinden etkilemiş; ancak özgünlüklerini her zaman koruya gelmişlerdir.
Yazarın Diğer Yapıtlarından Bazıları :
1966 Gel ve Git
1975 Ayak İzleri
1975 Hayalet Üçlüsü
1976 Ama Bulutlar
OYUN SONU
Oyunun Konusu :
Oyun, iki ufak pencereli,çıplak bir odada,yaşlı kör bir adam, Hamm tekerlekli bir sandalyede oturmaktadır. Hamm felçlidir ve ayağa kalkamaz. Duvarın yakınındaki iki tenekede Hamm’in bacakları olmayan anne ve babası vardır, Nagg ve Nell. Dışarıdaki dünya ölüdür. Oyundaki dört kişinin tek kurtulanlar oldukları ya da öyle sandıkları büyük bir yıkım bütün canlıları öldürmüştür. Bu yıkımdan geriyi Hamm, onun uşaklığını yapan Clov ve bacakları olmayan çöp tenekesinde yaşayan anne – baba kalmışlardır. Clov sürekli orayı terk etmek istediğini dile getirir fakat bir türlü bunu yapamaz. Hamm , Godot’u Beklerken’in Pozzo’sudur bir bakıma. Sürekli emirler verir ve bu emirlerinin bir an önce uygulanmasını bekler. Clov ise uşak Lucky’e benzer. Hamm bu yıkımdan kurtulan ve dükkanında yiyecek kalan tek kişidir.
Çevresindekiler ondan yiyecek istemiştir fakat o büyük bir zalimlikle bunu reddetmiştir. Clov gitmek istediğini söylediğinde, Hamm’e kilerin şifresini bir tek sen biliyorsun diyerek ona olan bağlılığının sebebini dile getirir. Clov’u bekleyen son gitse de kalsa da ölümdür. Clov bunu bildiğinden eylemsizdir. Hamm’in anne ve babasıyla arasındaki ilişki oldukça vahşi ve zalimdir. Hamm onları çöp tenekesine hapis etmiştir. Onlar sadece Hamm istediğinde konuşur, gözükür ve kaybolurlar. Clov, Hamm’i bırakıp gidecek mi? Oyunun baştan sonra dramatik noktasını oluşturur.
Hamm kendini bir yazar olarak benimser. Her gün devam eden bir öykü anlatır. Öyküde de tüm herkesi felakete uğratan bir yıkım söz konusudur. Öyküde bir çocuktan bahseder, bu çocuk küçük yaşta Hamm’e bırakılan Clov’u simgeliyor izlenimi verir. Komşularına yiyecek vermeyen Hamm’in de yiyecekleri ve vazgeçemediği ağrı kesicileri azalmaktadır. Sonlarına yavaş yavaş yaklaşılmaktadır.
Oyunda tıpkı Vladamir ve Estragon’ ya da Pozzo ile Lucky’nin taşıdığı zıtlığı Hamm ile Clov da taşırlar.
Hamm çocuksudur, üç bacaklı bir köpekle oynar sürekli. Clov ise onun isteklerini yerine getirir. Hamm pasaklıdır, Clov ise düzenlidir. Hamm anne ve babasından nefret eder. Anne babanın da çocukken Hamm’e zalim davrandıkları ve onu düşünmedikleri ortaya çıkar.
Oyun da Hamm duyusal, duygusal isteklerde bulunan duyguyu temsil ederken, Clov bu isteklere karşılık vermek zorunda olan aklı simgeler. Böylece bir insanın iki ayrı parçasını görürüz onlarda.
Bu yorumu Beckett’in tüm oyunlarında görebiliriz. Pozzo ve Lucky beden ve akıl olarak yorumlanırken, Vladamir ve Estragon tek bir kişiliğin iki yarısı, bilinç ve bilinç altı olarak yorumlanmış ve birbirlerinin tamamlayıcıları olarak görülmüşlerdir. Tüm bu çiftler hem birbirleri ile savaş içinde iken aynı zamanda da birbirlerine bağımlı olarak yansıtılmışlardır.
Martin Esslin’e göre bu oyunlar : “Beckett’in geçicilik ve süreksizlik deneyimini; zaman içinde oluşan amansız yenileme ve yıkım süresinde insanın kendi benliğinin ayrımına varmasının trajik zorluğuna; insanlar arasındaki iletişim sıkıntısına; her şeyin belirsiz ve düşle uyanıklık arasındaki çizgide sürekli yer değiştirdiği bir dünyada gerçeğin sonu gelmez aranışına; bütün aşk ilişkilerinin trajik değişimi ve dostluğun kendini kandırmasına ve daha birçok şeye nasıl baktığını ortaya çıkarırlar.” Oyun Sonu’nda ise ayrıca yoğun bunalımlarla yaşanan, çok güçlü bir ölüm, sıkıntılı bir ağırlık ve umutsuzluk anlatımıyla da karşılaşırız: dışarıdaki dünya bunları yaşayan kurban için ölür. Ancak usunda bağımsız varlıklar haline gelmiş kişiliğinin parçaları arasında bir kavga sürer gider. Bu oyunlarda olanlar belli bir başı sonu olan olaylardan çok, kendini sürekli olarak tekrarlayan durumlardır. Bu yüzden Clov’un oyunun finalinde Hamm’i gerçekter terk edip etmediğini göremeyiz. Bu belirsiz bırakılır.
OYUN SONU VE DOSTLAR TİYATROSUNUN YORUMU
2006 yılı Beckett’in 100. yaşının kutlandığı bir yıldı. Bu nedenle pek çok Beckett etkinliği düzenlendi. 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları’nın programında yer alan dört farklı Beckett oyunu sergileme fikri kapsamında İKSV- Dostlar Tiyatrosu işbirliğiyle Pierre Chabert’in sahnelediği Oyun Sonu seyirci ile buluştu. Beckett’in arkadaşı olar Pierre Chabert, Beckett tiyatrosunun özelliklerini anlatarak oyuna başlamış ve parantez içleri dahi hiç değiştirilmeden sahneye aktarılmış. Provaları üç ay süren oyun kusursuz bir yorum içermekle birlikte şu ögelere dikkat etmişti: sadelik, enerji,ritim, mizah, müzikalite ve Beckett’in metnine mutlak sadakat. Bu sadakatı önceleri bağımlılık olarak gören topluluk oyunun kurallarını iyice öğrendikten sonra bunun nasıl bir özgürlük sağladığını görmüş.
Hamm’i oynayan ve oyun boyunca tekerlekli iskemlesinde hareketsiz kalan Genco Erkal, Clov’u oynayan Bülent Emin Yarar’ın mekanik ve yinelenen hareketleri, çöp tenekesindeki anne ve babayı oynayan Meral Çetinkaya ve Hikmet Karagöz oldukça başarılı bir oyunculuk sergileyerek, farklı estetiği, farklı bakış açısı ile varolan absürd tiyatroyu Türkiye’de de var edeceklerinin sinyalini vermişlerdir.