Turgut Özakman

TURGUT ÖZAKMAN’IN YAŞAMI

Turgut Özakman, (1930 Ankara) : Türk oyun yazarı. Ankara Halkevi’nde oynayan oyunuyla tiyatro yaşamına girdi. (1946) , Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1952), Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam etti (1956), Devlet Tiyatrosu’na dramaturg olarak girdi (1956); Bonn’a Basın Ateşe Yardımcısı olarak atandı; Ankara Radyosu Söz ve Temsil Yayınları Şefi (1962) , TRT Haber ve Program Genel Müdür Başyardımcısı oldu (1978) , görevinden ayrılarak İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı; Devlet Tiyatroları Genel Müdürü (1983-87), Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyesi (1988) ve Başkan Yardımcısı oldu (1990), DTCF Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Genellikle toplumsal oyun tarzında ürünler vermiş olan Özakman, ilk dönem oyunlarında kuşaklar arası çatışmalarda yansıyan toplumsal dengesizlikleri, değerler değişiminin sonuçlarını, toplumsal değer yargıları ile bireysel ahlak anlayışı arasındaki çatışmaları, toplumsal güvensizlik içinde yaşayan insanların insanlıklarını yitirmeme savaşımlarını dramatik gerçekçi bir anlatımla ele almış; ikinci dönem oyunlarında ise, tarihsel malzemeye dayalı güldürülü ürünler vermiş; bu arada, gençliğe yönelik oyunlar üretmiştir. Özakman’ın oyunlarında yalın bir anlatım canlı diyalog  ve kişileştirmeler öne çıkar. Özakman’ın oyunları şöyle gösterilebilir: Gelenekler ile toplumsal değişim arasındaki çatışmayı veren Pembe Evin Kaderi (1951) bir gazetecinin ödünsüz savaşımını anlatan Güneşte On Kişi (1955) , savaşa karşı bir oyun olan Tufan (1957), toplumdışı kalmış mahkumların ruhsal dünyasına ve toplumsal konumların eğilen Duvarların Ötesi (1958), yoksul bir ailenin yaşam savaşını örneklendiren Ocak, geleneksel yaşayış biçimi ve değerlere karşı gelişi genç bir kız ile üç yaşlı teyzesi ekseninde ele alan Kanaviçe (1960) , kadın erkek ilişkileri ile cinsellik üstüne bir oyun olan Paramparça (1963), kentli başıboş gençliğe ilişkin bir müzikal olan Bulvar (1965), aile ile eğitmenlerin eğitim anlayışlarının yüzeyselliğini ve eğitsel baskısını  sergileyen Ulusal Kolej Disiplin Kurulu (1966), küçük bir memur ailesini canlı bir biçimde çizen  Komşularımız (1967), R. N. Güntekin’in Değirmen adlı romanından bir uyarlama olan ve devletin halktan kopukluğunu toplumsal bir yergi içinde veren Sarıpınar 1914 (1968), siyasal bir parodi olan ve içinde müzik ve dansın da yer aldığı Fehim Paşa Konağı (1979), Tarihsel olaylar arasında düzlemsel geçişlerle tarihsel gerçeği yakalamaya çalışan ve açık biçim özellikleriyle yazılmış bir eleştirel güldürü olan Resimli Osmanlı Tarihi(1983), 1. Dünya Savaşı dönemi  İstanbul’un renkli yaşamı içinde insan ilişkilerini eğlendirici bir güldürüyle veren Bir Şehnaz Oyun (1984), “kadını yüceltmek, kan davasını aşağılamak için” (T. Özakman) yazılmış bir oyun olan Töre(1985) .

Oyunun Konusu :

            Sarıpınar 1914, Turgut Özakman’ın iki perdelik bir güldürüsüdür. Oyun, Reşat Nuri Güntekin’in , Değirmen adlı romanından uyarlanmıştır. Oyun bizlere bir anlatıcının ağzından anlatılır. Anlatıcı yer yer anlattığı oyuna dahil olur.
1914 yılında Sarıpınar kasabasının ileri gelenleri, Ömer Bey’in evinde çalgılı çengili bir eğlence düzenlerler, eğlencede sarhoş olan kasaba yetkilileri  dansöz kız için birbirlerine girerler. Ortalık karışır bu karışmaya zelzele oldu denilir. Kafayı çeken yetkililer, arbede mi zelzele mi demeden, telgraf memurunun ile telgrafıyla işler karışır. Basının olayı abartması ve demogoji yapması sonucu Sarıpınar felaket bölgesi olur ve yurt içi yurt dışı ayırmaksızın yardım yağar Sarıpınar’a. Sarıpınar’a giden Vali her ne kadar işin aslını bilse de artık yalanı ortaya çıkarmak daha büyük bir yalan doğuracaktır. Sonunda  Sarıpınar’a bir heyet gelir, kasabasında ilk kez büyük yetkilileri ağırlayan ahalinin şaşkınlığı, zavallılığı olayı ört bas eder. Sarıpınar depremden büyük yaralar almış bir felaket bölgesidir artık.

SARIPINAR 1914

Bu oyun uydurma bir deprem olayının büyüyerek tek mesele haline dönüştürülme hikayesini işlerken, sistemin çökmüşlüğünü, koflaşan devlet anlayışını, devlet ve birey arasındaki uzaklığı tema olarak alır ve bu konuyu mizahi açıdan yansıtır. 1967’ de yazılan oyunda devletin işlemeyen sistem anlayışı açıkça eleştirilmekte, altmışların özgürlükçü yapısını hissettirmektedir. Devletin  çeşitli makamlarında gördüğümüz tüm kişiler, kendi dışındaki herkesi riyakar  olmakla suçlarken, aynı durumla yüzleştiğinde kendi de aynı şeyi yapmaktan geri kalmaz.
Olayların gerçeğini öğrenmek yerine İstanbul’dan kuşbakışı haber anlayışı sergileyen basının tek derdi satış oranını yükseltmek, gündemi bu haberle geçiştirmektir. Bugünün basınının bir aynasıdır adeta.
Halkını bir felaket sonucunda hatırlamayı  başaran Saray ise yolladığı altınlarla bu eksiğini giderir kendince. Sarıpınar bir deprem yaşamamış olsa da yıllardır unutulmuş olduğundan depremi yaşamış bir yer kadar zavallıdır görünümü. Osmanlı kendi depremini kendi ilgisizliğiyle yaratmıştır.
Sarıpınar 1914, göstermeci bir biçimde yazılmış bir oyundur.  Turgut Özakman bu oyunuyla sadece bir deprem gerçeğine dayanmaz, Osmanlı’nın  unutulan kasabalarına,  bürokrasinin çıkar çabalarına, basının yarar sağlamak amacıyla yarattığı sömürüye,  zor durumları kullanarak kendi reklamını yapmaya çalışan sözde aydına, koltuk uğruna görmezden gelinen durumlara ve idarecilerin çıkar söz konusu olduğunda  en başında kuramadıkları diyalogu kurmalarına değinerek oyunu çok boyutlu bir hale getirmiştir.
Birbirine bağlı çalışan memurların ortak bir çalışma sağlamaları için görevlerinin ellerinden alınma korkusunu yaşamaları gerekiyor.
Turgut Özakman, benzetmeci biçim özelliklerini terk ederek episodik gelişen, bir anlatanın olduğu, tarihsel düzlemden yararlanılarak yazıldığı dönemi aydınlatmaya çalışan bir oyun yazmıştır. Böylece altmışlarla başlayan düşünen, eleştiren toplum olma modeline katkıda bulunmuştur. Oyundaki bürokratların hepsi birer tip olma özelliği göstererek, toplumsal koşulların doğrultusunda uyum ya da uyumsuzluk gösteren oyun kişileri ortaya çıkmıştır. Mizahi özellikler düşündürmeye ve eleştirmeye yönelterek seyirciyi etkin kılar.
Özakman’ın Cumhuriyet’in 45 yılında saptadığı devlet - birey  ilişkisi bugün hala gerçekliğini korumaktadır. Basın da bugünün gerçeğinde aynı şekli korur. Felaketlerin sömürüsünü yaparak yukarı tırmanmaya çalışan aydın ise, halkını unutan Saray dışında, halkını seçimden seçime hatırlama zahmetinde bulunan ve daha da ileri gitmeyen anlayışın bir simgesidir.

 

 

 

Aziz Çalışlar, Tiyatro Ansiklopedisi , Kültür Bakanlığı, Ankara 1995.