Marguerite

Hala renkleri algılıyor. Renkli anılar. İşitsel bir doğa değil onunki, hayal gücü tamamen görsel… bir ressam… aşırı derecede tek renklilik taraftarı.(Kral’a) Unut bu imparatorluğu da. Renkleri de reddet. Bu, yolunu şaşırtıyor, seni geç bırakıyor. Artık geç kalamaz, duramazsın, durmamalısın. (Kral’dan uzaklaşır) Tek başına yürü, korkma haydi. (Sahnenin bir köşesinden Kral’ı yönlendirir) Artık gündüz kayboldu, gece de kayboldu, gün yok, karanlık da yok. Önünde dönen çarkın seni yönlendirmesine izin ver. Onu gözden kaybetme, izle onu, çok yakından izleme, yoksa kor gibi yakar seni. Çalılıklarda senin için yol açtım, dikkat sağdaki ruha çarpma. Yakaran pis eller, acınası kollar ve eller, gelmeyin, çekilin, dokunmayın ona, döverim sizi! (Kral’a) Başını çevirme. Soldaki uçuruma düşme, uluyan yaşlı kurttan korkma… dişleri kağıttan! Aslında kendisi de yok (Kurt’a) Kurt, yok ol! (Kral’a) Fareleri de düşünme. Ayak parmaklarını ısırmazlar. (Farelere) Fareler ve engerekler yok olun! (Kral’a) Elini açan dilenciye acıma… Sana doğru gelen yaşlı kadına dikkat… sana verdiği suyu alma. Susamasın. (Hayali yaşlı kadına) su istemiyor, hanımefendi, susamadı. Yolundan çekilin. Kaybolun.(Kral’a) Engeli aş. O koca kamyon ezemez seni, bu bir serap…geçebilirsin, geç. Hayır, dağ papatyaları ne kadar çılgın olsalar da şarkı falan söylemiyorlar. Seslerini emiyorum, siliyorum onları!... Nehrin şırıltısına kulak kabartma. Aslında onu duymuyorsun. Bu da hayali bir nehir, hayali bir ses. Hayali sesler susun. (Kral’a) Kimse çağırmıyor seni. Son bir kez kokla çiçeği ve fırlat at. Unut kokusunu. Artık konuşma yetini kaybettin. Zaten artık kiminle konuşabilirsin ki? Evet, işte böyle, kaldır ayağını, öbürünü de. İşte köprü, baş dönmesinden korkma. (Kral, tahtın basamaklarına doğru ilerler) Dimdik dur, sopana ihtiyacın yok, zaten sopan da yok. Eğilme ve özellikle de düşme. Çık, çık. (Taht basamaklarını çıkmaya başlar; üç veya dört basamak çıkar) Daha yükseğe, daha da yükseğe, çık, daha yüksek, daha, daha yükseğe. (Bu arada Kral tahtın yanındadır) Bana dön. Bana bak. Benden öteye bak. Yansımasız bu aynaya bak.Dik dur…bacaklarını ver, sağ, solu (O emir verdikçe kral kollarını ve bacaklarını kasar) bana bir parmağını ver, iki parmağını ver, 3, 4, 5, 10 parmağını. Ver bana sağ kolunu, sol kolunu, göğsünü, omuzlarını, karnını. (Kral bir heykel gibi hareketsiz donmuş kalmıştır) Evet, artık söyleyecek sözün yok, kalbinin atmasına ya da nefes almana da gerek yok. Gereksiz bir çaba değil mi? Yerini alabilirsin.