Iphigeneia 3

Ey pek sevgili arkadaşlarım, gözünüzün içine bakıyorum. Kaderim sizin elinizde; mesut olmam veya mahvolmam, vatanımdan, sevgili kardeşimden, çok sevdiğim kız kardeşimden ebediyen mahrum olmam size bağlı. Önce söze şuradan başlayacağım: kadınız, kadınlar arasında dayanışma hissi kuvvetlidir, müşterek meselelerimizin halinde birbirimize tam bir güven besleyebiliriz. Susun ve kaçmamıza yardım edin. Sır saklamasını bilmek güzel şeydir. Görüyorsunuz: birbirine çok yakın üç insana bir tek kader nasıl hükmediyor! Nasipleri ya vatanlarına dönmek ya da ölmektir. Kurtulursam, talihimi paylaşasın diye, seni de kurtarıp Yunanistan’a götüreceğim. Ne olur, sana sağ elinin hatırı için yalvarıyorum, sana ve sana da, sana o güzel yanağının hatırı, sana dizlerinin hatırı için, evde bıraktıklarınız için, ananız, babanız, çocuklarınız varsa çocuklarınız için yalvarıyorum. Nedir cevabınız? Hanginiz razı? Hanginiz olmaz diyor? Söyleyin! Kabul etmezseniz ricamı, öldüm ben, öldü zavallı kardeşim! Bu sözlerinizin hayrını görün, mesut olun. Haydi şimdi, sen ve sen tapınağa girin: bu memleketin efendisi gelmek üzere, yabancıların kurban edilip edilmediğini öğrenmek isteyecek.(Orestes’le Pylades tapınağa girerler.) Ey kudretli tanrıçam, sen ki beni Aulis’in dere içlerinde babamın eli ile feci bir şekilde ölmekten kurtardın, bu sefer de kurtar, beni de kurtar onları da! Yoksa insanlar Loksias’ın doğru söylediğine bir daha inanmayacaklar! Razı ol: bu barbar ülkeden ayrıl, Atinaya git; burada kalmak sana yakışmıyor, mesut şehirde yerleşmen elinde iken!