Ta başlangıçtan beri, annemin kuşağının çözüldüğü o geceden beri talihsiz talihim bana gülmedi. Doğum tanrıçaları Moiralar çocukluk atkılarımı sert ve kaba dokumuşlar. Beni, evlerinde açan bu ilk çiçeği, Leda’nın talihsiz kızı babamın şaşkınlığına kurban gideyim diye, içlere huzur vermeyen bir sunu, adanmış bir kurban olayım diye doğurmuş, büyütmüş!
Bir atlı araba ile beni Aulis’in kumsal topraklarına götürdüler, nişanlı olarak, heyhat! Nereis’in oğlu ile olmaz olası nişanımız yapılsın diye! Şimdi ise Misafir Sevmez denizin vahşi ormanlarla kaplı bir ülkesinde misafirim: kocasız, çocuksuz, vatansız ve dostsuz kaldım. Bana talip çıktı derken vatanımdan da oldum.
Argos’ta Hera’ya ilahiler söyleyeceğime, tannan gergefimin başında mekikle Atinalı Pallas’ın ve Titanların tasvirlerini göz alıcı renklerle dokuyacağıma, burada acıklı çığlıklar koparan, acıklı göz yaşları döken yabancıların sazla terennüm edilmesi caiz olmayan akıbetlerini kanla yazıyorum!
Fakat ben bugün onları düşünmüyorum; Argos’ta ölen kardeşime ağlıyorum; bıraktığım zaman henüz memeden kesilmemiş, anasının kucağında küçücük bir bebek, taze bir filizdi o, Argos’un krallık asasını taşıyan Orestes!